19 Mayıs 2009 Salı

Dincilerin İkna Odası Yaygarası Ve İkiyüzlülüğü

Türkan Saylan'ın vefatıyla, dinci basının ısıtıp ısıtıp ortaya çıkardığı "ikna odaları" tartışmaları yeniden alevlendi. Hüseyin Üzmezgillerin hepsi "namuslu kızlarımızı ikna odalarında soydular, soyamadıklarını kovdular" diyerek feryad ediyor.

İnanç ve ifade özgürlüğü bir toplum için olmazsa olmazlardandır. Her ne kadar dinciler bunu savunurmuş gibi gözükse de iş kendi inançlarına ters ifadelere gelince hemen gazete sayfalarında ifadeyi dillendirenlerin resimlerinin üzerine çarpı çekerler. Kılık kıyafet konusu ise apayrı.

En başta kavramların adını doğru koymak gerekir. Bugün genel gördüğümüz kadınların örtünme şekli başörtüsü ya da türban değildir. Zaten türban arap dünyasında her rengin farklı bir olguyu simgelediği erkek örtüsüdür. Bizdeki bağlayışın adı sıkmabaşdır, yanlış anlaşılmasın, bu bir hakaret değildir bağlayış tarzının adıdır. Bu örtünme şeklinin artık inançtan ziyade bir tarafın insanı olma simgesi haline dönüştüğü bazıları itiraz etse de su götürmez bir gerçek. Kişisel olarak bu taraf olma meselesinde iş şiddete varmadığı sürece bir sakınca olmayacağı kanaatindeyim, ama bu olay artık bir adım daha ileri giderek ülkemizde rejime baş kaldırışın bir sembolü ve daha önemlisi kendileri gibi düşünmeyenlerin üzerinde bir baskı unsuru oluşturur hale gelmiştir.

Üniversitede kılık kıyafet serbestisi tartışılır. Elbette iki tarafında kendine göre haklı olduğu taraflar vardır, ama ortada bir gerçek daha vardır. Her ne kadar sıkmabaşlar, bu bizim kişisel tercihimiz deseler de, hepsi bir şekilde aile veya çevre baskısı ya da telkinleriyle örtü altına girmekte. Bunu aksi mümkün değildir, özellikle sosyo-ekonomik olarak geri kalmış yerlerde başı açık kadınla kapalı kadına bakış çok farklı. Biliyorum çok agresif bir iddia olacak ama, özellikle bu kesimlerde örtünen herhangi bir kadın, bu hareketiyle, geride kalan örtünmeyenler üzerine yük bindirmekte.

Buna karşılık ortada üniversitedeki Atatürkçü yönetim kadrosu gerçeği de var. Haklı ya da haksız, bu kadro kendilerini devrim bekçileri olarak görmekte ve yasalardan aldıkları kuvvetli yetkiler var. İsteseler sorgusuz sualsiz kızları kapı dışarı edebilecekken, bu kızları ikna odalarında girdikleri yoldan vazgeçirmeye çalışmaları faşizanlık olarak nitelendirilemez. Tam aksine bu odalar bir nevi eşitlik yaratmakta. Yıllardır aile ve çevre propagandası altında şekillenmiş bireye karşı propaganda yapılması olanağı sağlamakta. İşte dinciler bu noktada ikiyüzlülüklerini sergilemekteler. Bu odaları öyle bir tanıtıyorlar ki sanki 12 eylül sonrası işkence odaları havası vermeye çalışıyorlar. Halbuki burada yapılan demin de dediğim gibi sadece propaganda, her hangi bir fiziki baskı söz konusu değil. Ha eğer okulla ilişik kesme bir manevi tehtid olarak adlandırılıyorsa, bu da yalan, zira kanunen bir kız öğrencinin okula başı kapalı girmesi yasak. Yani yöneticilerin bu konuda yapabileceği bir şey yok. Aksine bu odalarla bu kızlar kazanılmak istenmekte. Hem bir insan ikna olarak ve onların dediği gibi özgür iradesiyle örtünüyorsa, neden ikna olarak bu örtüyü çıkaramasın.

Dediğim gibi ikna odaları değil örtülleri okuldan çıkaran, yasalar ve yasama organı mecliste kimin açık ara sayısal üstünlüğünün bulunduğu açık. Burada benim merak ettiğim bir şey daha var; eğitim hakkının kutsal olduğunu savunan dinciler, iş kadının çalışma hakkına gelince neden ses çıkarmamaktadırlar? Çevrenize bir bakın, mavi yakalılar haricinde, tarikat holdingleri de dahil olmak üzere kaç tane sıkmabaşlı kadının herhangi bir pozisyonda çalıştığını gördünüz? Hepsi evlerinde kocalarının hizmetindelerdir, ama sorsanız gururla genetik mühendisliğinden mezun olduklarını anlatırlar.

Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Ülkemizde üniversitede okuma olgusunun temelinde yatan sebep bireyin kendini geliştirmesi değil, ekmek parası kazanacak iş bulması ve tabi erkekler için kısa dönem askerliktir. Zaten düzey olarak yüksek lise olarak adlandırılabilecek üniversitelerimizden(ODTÜ, Boğaziçi,İTÜ vs. hariç) aksini beklemek olanaksızdır. Kimse kusura bakmasın hal böyleyken evinin kadını olmayı hedefleyen ve başını açmakta direnen bir sıkmabaşlının elinden eğitim hakkının alınması günümüz gerçeklerinde çok da büyük bir zulüm değildir. Eğer örtüsünden taviz vermiyorsa açık öğretimde dilediği bölümde okuyup mezun olabilir, buna engel bir durum söz konusu değildir.

1 yorum:

murat dedi ki...

özel bir istek, diğer okuyucular gözünü kapatabilir: arkaplanı karanlığa gömüp okuma güçlüğü yarattığın yetmezmiş gibi bir de son zamanlarda herif dünyasına dair makalelerinle ruhumu iyice kararttın selamiciğim. boş değil söylediklerin ama güzel insan arası verelim biraz da. o yvonne ne kadar güzelmiş mesela, ben daha yeni keşfediyorum bunu. chuck kafalı ben.