7 Ocak 2010 Perşembe

İstanbul İzlenimlerim

Vallahi izlenimim bundan ibaret. Şimdi diyeceksiniz ki "ulan salamy, bu ugg modası tey ne zamandır var, senin şimdi mi haberin oldu?" yine vallahi, ugg diye bir şey duymuştum, daha doğrusu "ugg" yazısı görmüştüm. O yüzden bu adın telaffuzunu bile hala öğrenemedim. "ugg" mu "ugege" mi yoksa "agg" ya da "aggh"mı hala bir muamma benim için.
Şaka bir yana gerçekten de İstanbul'lu kızları bir Ugg çılgınlığı almış gidiyor. Bağdat caddesine çıktığınızda sanki herbiri birazdan caddebostan sahilden kıçtan motorlu teknelerle açılıp adalarda Torik avına çıkacakmış hissi uyandıran hatunlar ortalıkta fink atmakta. Kişisel kanım, bu botların görünüm itibariyle, ikinci bir Bufalo faciası olduğu. Seneye kimse giymez. Ama allahtan bu moda akımını yaratanlar botun üzerine mini etek giyilmesini uygun gördüğünden, kış günü "kase" tabir ettiğimiz bölgelerine kadar mini çekmiş hatunlarımızı yollarda görmek, hem kendi göz zevkimiz için, hem de memleketimi sarmalayan geri kalmış zihniyetin zincirlerini kırıp muassır medeniyetler seviyesine bir nebze yaklaştırması açısından sevindirici. Hatta daha ileri gidip diyebilirim ki mini eteksel açıdan bu akımı, düşük belli kot modasından dahi daha heyecan verici bulduğumu söylemeliyim.

Bu "Ugg" hadisesi dışında batı cephesinde değişen bir şey yok. Trafik hala berbat, sürüclerin bir çoğunun içine "kötü kadın çocuğu ruhu" kaçmış. İstiklal'de Apachi kültürünün yaşatılması adına bireysel ve toplu faaliyetler hız kesmeden devam etmekte. Ulusal bazda bir yılda varolan şirketlerin %6 sından fazlasının kapandığı bir krizde, Bağdat Caddesinde her yer tıklım tıklım. Yalnız mağzalarda oldukça iyi indirimler var, hem de Beymen, Vakko, Fachonable, D&G gibi sıkı markalarda. Üç beş yerden bulup gardroplara lüks ürünler düzüledilir. Ayrıca yine bu caddede gördüğüm kadarıyla "kürt açılımı"na gelen tepkiyi gören "uyanık girişimci"ler yeni bir buffyleme unsuru icat etmişler. O da yolda yürürken ansızın önünüze kartvizit boyutunda bir türk bayrağı uzatıyorlar. İlk sefer kabaran milliyetçi duygularımla refleks olarak uzanıp aldım ama adam "ağbi onun bize maliyeti söz konusu" diyince kağıt bayrağı üç defa öpüp anlıma koyduktan sonra "girişimci" abiye geri verip uzadım.

Kısaca İstanbul bundan ibaretti. Popüler kültürü anlattım, işçi ve itfayeci eylemleriyle adamların çektiği çileleri anlatıp keyfinizi kaçırmak istemedim. Ayrıca bir şeyi daha anladım. Eskiden Ankara'nın benim için bir anlamı vardı. Çok açık ve net söylüyorum artık Ankara bombok bir şehir, hiç bir özelliği yok. Klişe sözlerle yazı bitirmek tarzım değil ama "Hayat İstanbul'da, tabi parası olana".

1 yorum:

istanbullover dedi ki...

İstanbul içinde nefes almaktan bile mutlu olduğum tek şehir..