25 Aralık 2008 Perşembe

Chain Reaction


Ne acıdır ki, Hrant Dink'in öldürüldüğü haberini ilk duyduğumda ne bir şok geçirdim, ne de başka bir şey hissettim, sakın yanlış anlaşılmasın, elbette ülkenin değerli bir insanının katledilişine üzüldüm ve hala olayı nefretle kınamaktayım ama yaşadığım hissizlik duygusunun sebebi, böyle bir olayı bekliyor olmamdandı.


Adeta hedef gösterilmişti Hrant Dink, özellikle yargılandığı 301. madde davası sebebiyle çok tepki almıştı; halbuki dava konusu olan "zehirli türk kanı" sözünü, Ermenilerin biz Türklere olan ön yargılı bakışlarını ifade etmek için kullanmıştı. Orada demek istediği "Ermeniler, iki toplumun kucaklaşabilmesi için sizin de üstünüze düşen görev neredeyse DNA nıza işlemiş olan cani türkler ön yargısından kurtulmanızdır". Bunun neresi Türk'lüğe hakaret anlamak mümkün değildi ama, perşembenin gelişi çarşambadan belli olmuştu. Açık açık hedef gösteriliyordu Hrant Dink, çünkü hepimiz biliyoruz ki, acı ama gerçek, bu ülkede insanlar okumuyor, araştırmıyor, rüzgar nereden eserse o yöne savruluyor. Zehir-kan-türk kelimeleri bir araya getirildimi, cahilleri galeyana getirmek için başka bir şeye ihtiyaç kalmıyordu. Sonuçta ne oldu? Eminim hayatında milliyetçilikle ilgili 9 ışığı dahi okumamış bir cahil tek kurşunla, bu ülkenin yetiştirdiği bir aydının yaşamına son verdi.

Hrant Dink öldü, ama lütfen bu olayın öncesinden başlayıp sonrasında devam eden tabloya bir bakın; önce danıştay baskını, ardından Hrant Dink cinayeti, Ümraniye'de gecekonduda el bombaları bulunması ve Ergenekon davası. Eğri oturup doğru konuşmakta fayda var, açıkçası bu davada yargılanan Kemal Kerinçsiz, Muzaffer Tekin hatta Tuncay Özkan(tam bir yanar döner olduğu için) gibi isimler pek umurumda değiller. Davada esas önemli isimler; Hurşit Tolon ve Şener Eruygur, çünkü bu kişiler zamanında ordunun en üst tepesinde bulunmuş ve kuvvet komutanlığı (jandarma) yapmış saygın isimler.

Derin devlet konusuna aşağıda ayrıca değineceğim, öncelikle kendimize şunu soralım, bu kadar profesyonel olduğu idda edilen "ergenekon" denilen oluşum, bu cinayetleri tabiri caizse "kör gözün parmağına" denilecek nitelikte, kendisini bu kadar kolay ele verebilecek şekilde işler mi? Nedir Ergenkon'a atfedilen bir numaralı suçlama? Hükümete karşı komplo kurmak. Tamam danıştay baskının niteliği bu suçlamayla örtüşmekte, laik yargıçlar, şeriatçı kurşunlara hedef oldu, iktidar bu olaydan yara aldı, peki Hrant Dink cinayeti AKP'ye mi zarar verdi yoksa milliyetçilere, Atatürkçülere ve laiklere mi? Bu olaydan sonra bu kesim sanki kötü bir şeymiş gibi "ulusalcı" olarak nitelendirilmediler mi? Yine bu profesyonellik olayına değinecek olursak; diyelim ki ergenekon danıştay baskınını planladı, peki bu oluşumun lideri olduğu idda edilen kişinin daha önceden fotoğraf çektirdiği birini tetikçi olarak görevlendirmesi, profesyonelliği bıraktım, akla mantığa sığar mı?

Derin devlete gelince; aksini idda eden cahilin önde gidenidir, derin devlet her ülkede var olan bir oluşumdur, dünyanın en ileri demokrasilerinde bile bu böyledir ve siz ne kadar kesip atmaya çalışsanız da orası bir şekilde doldurulur. Tabi bu derin devlet denilen yapılanmayı sadece suikast, darbe, uyuşturucu kaçakçılığı vs. gibi karanlık olaylarlarla açıklamak yanlıştır. Derin devlet ülkesinin stratejik çıkarlarını koruma mekanizması çerçevesinde oluşturulan bir oluşumdur. Evet demokrasiyle bağdaşmaz, yeri geldiğinde halka rağmen halkı korumak gibi bir misyonu vardır, evet bu faşizan bir düşüncedir ama özellikle içinde bulunulan coğrafyada herkesin birbirinin ayağını kaydırmaya çalıştığı ve yere düşen ülkelerin insanlarının bunun sonucunu hayatlarıyla ödediği bir ortamda demokrasinin ne denli yaşama imkanı vardır, bu soru ülkenin aydınları tarafından dürüstçe cevaplanmalıdır ( Aysun Kayacı gibi olacak ama dağdaki çoban oy verirken bu ülkenin stratejik çıkarlarını ne kadar gözetebilir)

Şimdi tüm bunların ışığında Danıştay, Dink ve Ergenekon zincirleme reaksiyonu neden meydana geldi sorusunu sormamız gerekir. Benim aklıma cevap olarak şu geliyor, birileri bizi yaratılacak İran cehennemine sürüklemek istiyor, bunun içinde 500 seneden beri savaşmadığı sınır komşusuyla çatışabilmesi için taşları yerinden oynatmak istiyor. Belki yanılıyorum. Umarım yanılıyorumdur, umarım ergenekon idda edilen gibi sadece kendi çıkarları için üzerine atfedilen eylemleri gerçekleştirmiştir. Çünkü eğer aksi olursa, "haklıyım" diye sevinmenin hiçbir anlamı olmayacak ulusca yaşayacağımız acıların yanında.

1 yorum:

Teddy KGB dedi ki...

Amerika, Orta Doğu'daki müttefiki "Küçük Amerika"'ya kendi taktik kitabından bir sayfa öneriyor: "Ne olursa olsun karşına bir düşman çıkart!"
Birkaç sene içerisinde PKK nüfuzunu yitirecek. Yeni düşman bence de Iran...
ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki planları farklı. ABD, PKK'yı yok edip, ortaya tekrar bir kahraman olarak çıkıp TR ile bozulan ilişkilerini geliştirmek istemekte. AB ise PKK'yı güçlendirip bölerek şu anki daha "uygar" olan Batı kesimini AB'ye üye yapmak istiyor. TR ise kim ne taraftan çekerse oraya gidiyor. TR'nin kendi ayakları üstünde bağımsız bir şekilde durmasını hepimiz isteriz ancak, konuya gerçekçi yaklaşmak gerekirse bu seçenek olası gözükmüyor. TR'nin yapabileceği şey, kaderine razı olmak yerine ABD'nin mi yoksa AB'nin mi yanında yer alacağını seçmektir.