27 Ocak 2010 Çarşamba
Usul Hatası
Yaprak Dökümünü izleyenler için söylüyorum, genel vekaletnameyle gayrimenkul devri gerçekleştirilemez. Özel yetki olması gerekir. Dolayısıyla Ferhunde'nin kabaka kafanın evine çökmesini kotaramamışlar. Senaristler bana danışsaydı saati 100 Öyrodan kendilerine bu konuda memnuniyetle mütala verirdim ama kısfmet değilmiş.
26 Ocak 2010 Salı
Ha bir de

"Boğazından asla ama asla kısma, tadı güzel ne varsa ye"yi hayat felsefesi edinmiş biri olarak yediklerimin vücudunmda bıraktığı etkileri bir nebze gidermek amacıyla resimdeki aletten aldım. Adı Eliptical Runner. Aldığımda 85 kiloydum(boyum 1.87). Kendisine günde 30-40 dakika arası "biniyorum". Hala boğazından hiç kısmadan 82 kioya sabitledim kendimi (Elbette damar sertliği, kolestrol vs. ne durumda onları bilemeyteceğim). Şidddetle tavsiye ederim.
Anthony Bourdain in İstanbul

Dünyaca ünlü şef ve yemek programı sunucusu Anthony Bourdain, benim bu hayatta imrendiğim ender insanlardan biridir. Sonuçta insana maddi olarak mutluluk veren şeyler nedir? Seks ve yemek. Bence, bir insanın hayatında bu iki unsur "kaliteli"yse diğer şeylerde ki iniş çıkışlar önemli değildir.
Bourdain'in İstanbul için bir program yaptığını Oray Eğin'in Akşam'da ki köşesinde okumuştum. Eğin, programı eleştiri bombardımanına tutarak, Bourdain'in yeteri kadar iyi gezdirilmediğini yazıyordu.
Bugün youtube'dan programı izlediğimde Eğin'e katılmadığımı belirtmeliyim. Bir kere Bourdain salaş yerleri seven biri, o yüzden kalkıp Loft'ta yemek yediremezsiniz. Adam güzel güzel gezdirilmiş, hele o aldıkları sakadatları kebap yaptırdıkları ocakbaşında ağzımın suları aktı vallahi! Elbette Türk mutfağı ve İstanbul gibi envai çeşidin olduğu bir ortamda mutlaka bir şeyler eksik kalacaktı ama yine de güzel program olmuş. Eksikler olarak, Bir kere dönerin memleketinde koskoca şefe hava gazında pişen Bambi döner yedirmek Türklüğe hakarettir ve 301'den yargılanmayı gerektirir. Bulamadınız mı adam gibi kömür ateşinde döner yapan bir yer! Bunun dışında Bourdain'in sadece Avrupa yakasında yemek yemesi (mesela kahvaltıyı Anadolu Hisarı ya da Beykoz civarı bir yerde yeseydi daha iyi olurdu), Türk mutfağının en güzel örneklerinin sunulduğu, Kanaat lokantası ya da Hacı Abdullah'a götürülmemesi, kokoreç, kuru fasulye-pilav, çiğ köfte, kalkan ve lakerdanın tattırılmaması (o kadar da balık restorantına gittiler), baklavanın unutulması ve Bourdain'in bayılacağı Adalar'ın atlanması söylenebilir. Bir de elbette boğazda bir balık yedirilmemesi(Türk kahvesini boka mı benzetti yoksa ben mi yanlış anladım?). Ayrıca her ne kadar ailesinin yaptığı yemekler muhteşem gözükse de, mihmandar kızı yetersiz buldum(Elin adamına "şerefe"nin masada konuşulanın masada kalacağı manasına geldiğini yazması süperdi. Yuvarlak masa şovalyeleri toplantı yemeği sanki). Vedat Milor olsa daha iyi olurdu kanaatindeyim. Ama dediğim gibi 40 dakikalık programda tüm bunları yediremezdin adama(midye dolma yedi ya o bile yeter:)
Sonuç olarak Amerika'nın en çok izlenenen programların birinde Türkiye çok güzel tanıtılmış oldu. Ayrıca Bourdain'in de belirttiği bir nokta, benim de yıllardır hissettiklerime tercüman oldu, o da bizim dışa yönelik reklamlarımızda ne kadar gelişmiş olduğumuz propogandasının gereksizliği, sadece sahip olduğumuz değerlerin tanıtımının dahi bize yeteceği.
Öff yazıyı yazdım ağzımın suları aktı be! Gidip yemek yiyeyim....
21 Ocak 2010 Perşembe
Anlamadığım bir şey var
Bu ülke tarihinde yapılan darbelerin hangi tezgahlar sonucu ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilen ve askerin sadece kışlada yönetim yetkisi olması gerektiğine inanan biri olarak, gerçekten kafama takılan bir mevzu var. Son iki senede, ayışığı, sarıkız,kafes en son da balyoz olmak üzere bir çok darbe planı iddiası ortaya atıldı. Dahası bu planların kiminin deniz kuvvetlerinde, kiminin hava kuvvetlerinde, kimininse ordu komutanlıklarında planlandığı iddia ediliyor. Benim anlamadığım eğer mesele AKP'yi iktidardan indirmek ise ve darbeleri hazırladığı iddia edilen birimlere bakıldığında bu konuda ordunun üst düzeyinde genel bir mutabakat söz konusuysa, neden 4 farklı plan hazırlanıyor? Her kafadan ses çıkması mantıksız değil mi? Özellikle de Türk ordusu gibi emir komuta zincirinin en üst önem arzettiği bir yerde.
Yoksa bu Utah kaynaklı ihbarlara dayanılarak hazırlanan darbe planları, gerçekte Türk Silahlı Kuvvetlerinin, yer yüzündeki her ordu gibi, hazırlık yapmak için tatbikat olarak planladığı olası felaket senaryoları mı? Hani tıpkı geçtiğimiz yıllarda Anayasa mahkemesi başkanın suikast sonucu öldürülmesi üzerine yaşanacakları konu alan Hudson Düşünce Kuruluşunda hazırlananlar gibi.
Kişisel kanaatim Türkiye'de konjonktür gereği artık darbeye imkan olmadığıdır. Tarih tekerrürden ibaretse ve bu ülkede gerçekleşen tüm darbelerde Amerika'nın parmağı varsa, Amerika neden kendisine tam bağlı bir hükümeti iktidardan düşürmek istesin? "Don't sweep him in to drain,use him" imkanı varken, bu saçmalık olmaz mı? Hele ki AKP'nin oylarında ciddi bir düşüş olduğunu gözlemleyerek, Sarıgül'ü piyasaya sürdüğü bir ortamda. Ama bakın buraya yazıyorum; eğer AKP seçimle gidip, yerine CHP-MHP koalisyonu gelir ve Amerikan'ın tekerine çomak sokmaya kalkarsa(pek sanmıyorum ya ama yine de AKP'den biraz daha milli davranırlar herhalde), o zaman tıpkı 80 öncesi sağ-sol çatışması gibi dağdan sokağa inen gerçek anlamda bir türk-kürt çatışması ve akabinde yönetime el koyan ya da post modern darbe yapanlarla karşılaşabiliriz.
Yoksa bu Utah kaynaklı ihbarlara dayanılarak hazırlanan darbe planları, gerçekte Türk Silahlı Kuvvetlerinin, yer yüzündeki her ordu gibi, hazırlık yapmak için tatbikat olarak planladığı olası felaket senaryoları mı? Hani tıpkı geçtiğimiz yıllarda Anayasa mahkemesi başkanın suikast sonucu öldürülmesi üzerine yaşanacakları konu alan Hudson Düşünce Kuruluşunda hazırlananlar gibi.
Kişisel kanaatim Türkiye'de konjonktür gereği artık darbeye imkan olmadığıdır. Tarih tekerrürden ibaretse ve bu ülkede gerçekleşen tüm darbelerde Amerika'nın parmağı varsa, Amerika neden kendisine tam bağlı bir hükümeti iktidardan düşürmek istesin? "Don't sweep him in to drain,use him" imkanı varken, bu saçmalık olmaz mı? Hele ki AKP'nin oylarında ciddi bir düşüş olduğunu gözlemleyerek, Sarıgül'ü piyasaya sürdüğü bir ortamda. Ama bakın buraya yazıyorum; eğer AKP seçimle gidip, yerine CHP-MHP koalisyonu gelir ve Amerikan'ın tekerine çomak sokmaya kalkarsa(pek sanmıyorum ya ama yine de AKP'den biraz daha milli davranırlar herhalde), o zaman tıpkı 80 öncesi sağ-sol çatışması gibi dağdan sokağa inen gerçek anlamda bir türk-kürt çatışması ve akabinde yönetime el koyan ya da post modern darbe yapanlarla karşılaşabiliriz.
20 Ocak 2010 Çarşamba
Bunları Biliyor muydunuz
*Son büyükelçinin aşağıda oturtulması skandalının, İsrail kamuyounda da büyük tepki gördüğü hatta rezillik olarak adlandırıldığı.
*Sadece radikallerce desteklendiği,
*Rezilliğe imza atan bakan ve yardımcısının dinci değil ama rus kökenli aşırı sağcılar olduğunu,
*Ve mensubu oldukları partinin Davos Fatihinin meşhur "one minute" skandalının hemen sonrasındaki seçimlerde hiç beklenmedik bir oy alarak meclise girip koalisyon için anahtar parti konumuna geldiği,
*Sırf bu yüzden ılımlı solcuların(hoş orada sağ sol devlet politikası değişmez ama) iktidara gelemediğini,
biliyor muydunuz?
*Sadece radikallerce desteklendiği,
*Rezilliğe imza atan bakan ve yardımcısının dinci değil ama rus kökenli aşırı sağcılar olduğunu,
*Ve mensubu oldukları partinin Davos Fatihinin meşhur "one minute" skandalının hemen sonrasındaki seçimlerde hiç beklenmedik bir oy alarak meclise girip koalisyon için anahtar parti konumuna geldiği,
*Sırf bu yüzden ılımlı solcuların(hoş orada sağ sol devlet politikası değişmez ama) iktidara gelemediğini,
biliyor muydunuz?
Hayvanboyar Başkan

Renklerin insan davranışı ve psikolojisi üzerine etkilerine baktığımızda(Arkasokak.net'den alıntı yaptım) sarı rengin; geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin ile ölümün ve sinirliliğin sembolü olduğu görülmekte. Gerçekten de yapılan araştırmalar, bebeklerin duvarları sarıya boyalı odalarda daha çok ağladığını, yetişkinlerin daha sinirli olduklarını, hayvanların dahi öfkelendiklerinde renklerini sarıya çevirdiklerini gösteriyor.
Geçicilik, dikkat çekme arzsu ve elbette sinirlilik gibi tanımlar Mustafa Sarıgül'ün "Değişim Hareketi" olarak adlandırdığı örgütüne tabiri caizse "cuk" oturmuş kavramlar. Ayriyetten sarının renk skalasında yeşil ile kırmızının arasında yer alması, konuşmalarında hem dincilere hem de solculara göz kırpan Sarıgül'ü nitelendirmek için en uygun olanı.
Elbette Sarıgül'ün renk seçiminin yukarıda saydığım kriterlere göre yapılmadığnı tahmin edebilmek için müneccim olmaya gerek yok. Soyadı Sarıgül olduğu için oluşturduğu hareketin rengi sarı.
Sarıgül, deyince benim aklıma Mustafa Sarıgül'den ziyade hep babamın eve renkli televizyon aldığında ilk kez renkli olarak izlediğim dizi gelir(sene 84'tü yanılmıyorsam). Sadece bir kovboy dizisi olarak hatırlıyorum diziyi o kadar. Ama o zamana kadar dizinin başlangıcında hep renksiz olarak gördüğüm gülü, renkli televizyonda sarı olarak görmem aklıma kazınmış herhalde.(Şimdi IMDB de baktım da Cybill Shephard yani Mavi Ay'da David'in aşkı Madelyn da oynuyormuş dizide, bir de Bayan Topesto vardı değil mi orada... Serbest çağrışım nelere kadirsin)
Ben Sarıgül'ü hiç bir zaman sevmedim, çünkü onu hep samimiyetsiz, şov peşinde, kıblesinin yönü belli olmayan, herkese mavi boncuk dağıtan, bir nevi İ.Melih Gökçek olarak gördüm. Oğlunun icraatları (Lütfü Kırdar'da klasik müzik konseri varken üst katta bangır bangır ibo çaldırması) ve eski karısının hakkındaki iddiaları da cabası. Sanırım haklılığımı da , en son yaptığı "icraat" ortaya koydu.
Beyaz güvercinlerin sarıya boyanarak miting meydanından salınmasından bahsediyorum. Böyle bir barbarlık olabilir mi? Eğer mesele o boyanın hayvanlara zarar vereceğini öngörememekse, bu zeka kapasitesinde birinin ülke yönetimine talip olması gerçekten acı. Yok eğer o hayvanların bu şov uğruna doğada hiç bir şekilde yaşayamayacağı önceden biliniyor ve ona rağmen bu işe kalkışılmışsa, aynı zihniyetin ülkeyi yönettiğinde yapacaklarını düşünmek dahi istemiyorum.
Sarıgül ve ekibinin bu hayvan boyama ile ilgili mazeretleri de hazır. DSP'nin güvercinleriyle karıştırılmak istememişler. Ulan o zaman başka hayvan mı bulamadınız simge olarak? Ayrıca bu cümleyle hedefledikleri seçmen kitlesinin de genel olarak sığırdan hallice olduğunu zımnen kabul etmiş oluyorlar. Ne de olsa sandığa gittiğinde Sarıgül'ün güvercinine aldanıp, mührü DSP'ye vuran seçmenden "bilinçli" olarak söz edilmesi beklenemez.
Ben sırf bu sebepten dolayı, CHP'nin oylarını bölmek için özellikle dinci kanallarda şişirilerek sunulan Sarıgül'ün ( bakın Stv, Kanal 7 ve Bugün TV'ye bütün mitingleri canlı yayınlanıyor) CHP yerine bu dinci kanalların hiç aklına getirmediği bir partinin oylarını böleceği kanaatindeyim. Ama herhalükarda hile karışmamış bir seçimde oy oranının %3'ü geçeceğini sanmıyorum. Yine de seçimler öncesi defalarca Washington'da "temas"larda bulunmuş olması ve arkasındaki muazzam maddi destek dolayısıyla da inceden işkillenmiyor değilim.
Sarıgül'den kendisine oy vermeyecek bir seçmen olarak ricam bu DSP'ye benzetilme kaygılarını yok etmek için sarıya boyanmış güvercinlerden daha insani bir yol bulması. Mesela izinden gittiği Ecevit'in adından yola çıkarak dağa taşa "Sarıoğlan" falan yazdırırsa, duyarlı vatandaşların daha az antipatisini kazanacağını düşünüyorum.
18 Ocak 2010 Pazartesi
Yobazlığın Dini Yok
Haiti'de ki deprem felaketinin, başta hükümet olmak üzere ülkemizde ne kadar az yankı bulduğu malum. Kimse kalkıp, çok Haiti çok uzakta falan demesin, zira aynı mesafedeki Endonezya'da depremde insanlar öldüğünde Tayyip Erdoğan'ın canlı yayında çevresine topladığı işadamlarından nasıl para topladığını hepimiz biliyoruz, çünkü orada ölenler ve evsiz kalanlar müslümandı.
Ben aslında bu yazıyı, Amerika'lı politikacı ve "long time sun of a beach(plaj manasında)" Pat Robbertson için yazacaktım. Çünkü Robertson deprem sonrasında yaptığı açıklamada, Haitili'lerin zamanında Fransız işgalinden kurtulmak için ruhlarını şeytana sattığını, dolayısıyla da Tanrı'nın çevrelerindeki tüm ülkeler gelişmiş! haldeyken onları geri bıraktığını ve depremin de bu yüzden olduğunu söyledi.
Bu açıklamayı redneck tabir edilen cahil bir taşra politikacısı yapsa gülüp geçersiniz ama Pat Robertson Cumhuriyetçi Parti'den başkan adaylığı için ön seçimlerde yarışımış ve arkasında önemli bir seçmen kitlesinin bulunduğu bir isim(evangelist olduğundan bahsetmeme gerek yok herhalde). Yani Amerika gibi kağıt üzerinde ileri bir ülkede bu adam gibi düşünen milyonlar var.
Peki Robertson'un zırvaları sadece Amerika için mi geçerli? Elbette hayır. Bizdeki dincilerin de özellikle doğal afetleri Tanrı'nın kafirlere cezası olarak yorumladıklarını sık sık görürüz. Özellikle Gölcük Depreminden sonra cemaat lideri Mehmet Kutlular'ın 28 Şubat'ın planlayıcısı olduğu iddia edilen Batı Çalışma Grubunun merkezinin Gölcük Donanma Komutanlığı olduğundan yola çıkarak, depremin Allah tarafından bu insanlara bir ceza olarak verildiğini açıklaması üzerine, her türban eyleminde ellerinde "7.4 yetmedi mi?" yazılı pankartları türbanlıları çok gördük. Elbette kimse Mehmet Kutlular'a "Madem Allah deprem yaratarak, kafir ve günahkar olduğunu iddia ettiğiniz insanları cezalandırdı, aynı mantıkla kızınız Vildan Kutlular'ın genç yaşında uyuşturucudan ölmesi için siz ne günah işlediniz?" diye sormaya cesaret edemedi.
Bugün Türk basınına baktığımızda Haiti depremi için benzer yorumları görüyoruz. Hatta islamın sıcak ve güler yüzü olarak yutturulmaya çalışılan Gülen cemaatinin yayın organı Bugün gazetesinde, Patteson'un açıklamalarına paralel olarak, Haitililer'in vodoo inancına bağlı oldukları, şeytana taptıkları ve insan kurban ettikleri( palavraya gel), bu yüzden deprem olduğu iddia edilliyor.
Gördüğünüz gibi konu yobazlık olduğunda din, ırk falan tanımıyor ve dahası bu durum büyük sermeyenin de işine geliyor. Çünkü afetleri Tanrı'nın gazabına bağladığınızda ve insanları buna inandırdığınızda, toplumun çoğunluğunu oluşturan bu bireyler geri kalanı sorgulamıyor(aslında hiç bir şeyi sorgulamıyorlar ya). Dolayısyla kimse o Pat Robbertson'a "Amerika Küba'nın önünü kesmek için zamanında Haiti'yi neden bu kadar karıştırıp onların geri kalmasına neden oldu?" diye soramıyor, ya da bizde ki f tipi yazarlara "Neden o zaman daha kuvvetli depremler gayri müslüm ve sizin inancınıza göre bu yüzden cehennemde yanacak Japonları öldürmüyor?" soramadığı gibi.
İnsanlığın bu yobazlık kıskacından kurtulacağı ve Pat Robertson'la dünya üzerindeki gibilerinin maskelerinin düşeceği günü görebilecek miyiz? Yakın zamanda hiç zannetmiyorum, belki 200-300 yıl sonra...
Ben aslında bu yazıyı, Amerika'lı politikacı ve "long time sun of a beach(plaj manasında)" Pat Robbertson için yazacaktım. Çünkü Robertson deprem sonrasında yaptığı açıklamada, Haitili'lerin zamanında Fransız işgalinden kurtulmak için ruhlarını şeytana sattığını, dolayısıyla da Tanrı'nın çevrelerindeki tüm ülkeler gelişmiş! haldeyken onları geri bıraktığını ve depremin de bu yüzden olduğunu söyledi.
Bu açıklamayı redneck tabir edilen cahil bir taşra politikacısı yapsa gülüp geçersiniz ama Pat Robertson Cumhuriyetçi Parti'den başkan adaylığı için ön seçimlerde yarışımış ve arkasında önemli bir seçmen kitlesinin bulunduğu bir isim(evangelist olduğundan bahsetmeme gerek yok herhalde). Yani Amerika gibi kağıt üzerinde ileri bir ülkede bu adam gibi düşünen milyonlar var.
Peki Robertson'un zırvaları sadece Amerika için mi geçerli? Elbette hayır. Bizdeki dincilerin de özellikle doğal afetleri Tanrı'nın kafirlere cezası olarak yorumladıklarını sık sık görürüz. Özellikle Gölcük Depreminden sonra cemaat lideri Mehmet Kutlular'ın 28 Şubat'ın planlayıcısı olduğu iddia edilen Batı Çalışma Grubunun merkezinin Gölcük Donanma Komutanlığı olduğundan yola çıkarak, depremin Allah tarafından bu insanlara bir ceza olarak verildiğini açıklaması üzerine, her türban eyleminde ellerinde "7.4 yetmedi mi?" yazılı pankartları türbanlıları çok gördük. Elbette kimse Mehmet Kutlular'a "Madem Allah deprem yaratarak, kafir ve günahkar olduğunu iddia ettiğiniz insanları cezalandırdı, aynı mantıkla kızınız Vildan Kutlular'ın genç yaşında uyuşturucudan ölmesi için siz ne günah işlediniz?" diye sormaya cesaret edemedi.
Bugün Türk basınına baktığımızda Haiti depremi için benzer yorumları görüyoruz. Hatta islamın sıcak ve güler yüzü olarak yutturulmaya çalışılan Gülen cemaatinin yayın organı Bugün gazetesinde, Patteson'un açıklamalarına paralel olarak, Haitililer'in vodoo inancına bağlı oldukları, şeytana taptıkları ve insan kurban ettikleri( palavraya gel), bu yüzden deprem olduğu iddia edilliyor.
Gördüğünüz gibi konu yobazlık olduğunda din, ırk falan tanımıyor ve dahası bu durum büyük sermeyenin de işine geliyor. Çünkü afetleri Tanrı'nın gazabına bağladığınızda ve insanları buna inandırdığınızda, toplumun çoğunluğunu oluşturan bu bireyler geri kalanı sorgulamıyor(aslında hiç bir şeyi sorgulamıyorlar ya). Dolayısyla kimse o Pat Robbertson'a "Amerika Küba'nın önünü kesmek için zamanında Haiti'yi neden bu kadar karıştırıp onların geri kalmasına neden oldu?" diye soramıyor, ya da bizde ki f tipi yazarlara "Neden o zaman daha kuvvetli depremler gayri müslüm ve sizin inancınıza göre bu yüzden cehennemde yanacak Japonları öldürmüyor?" soramadığı gibi.
İnsanlığın bu yobazlık kıskacından kurtulacağı ve Pat Robertson'la dünya üzerindeki gibilerinin maskelerinin düşeceği günü görebilecek miyiz? Yakın zamanda hiç zannetmiyorum, belki 200-300 yıl sonra...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
