30 Mart 2009 Pazartesi

Ben sana başkan olamazsın demedim, ADAM olamazsın dedim

Arşivden 2008 yılında yazmış olduğum "Aysun Kayaca'nın oyu ve İ.Melih Gökçek" yazımı okuyun, neden isyan ettiğimi anlayın.

22 Mart 2009 Pazar

Ben demiştim...

Papazın pilavı hep yemediğini unutan GS yönetimi, geçen yıl oynadığı kumarı bu sene de oynadı ama olmadı. Bir yanda Alman milli takımında yardımcı antrenörlük yapmış Skibbe, öte yanda "aslansın kaplansın" diyerek 25 yıllık kariyerini yok etme pahasına kukla edilen Bülent Korkmaz'ın arkasında takımının gizli patronu Adnan Sezgin... Farkın ne olduğu, kurulan kadrolarla ve oynanan futbolla apaçık ortada. Ne diyelim, geçmiş olsun...

17 Mart 2009 Salı

Egemen'den inciler


"Sosyalizmin iphone'u olmaz" Egemen Bağış (Bakan... öylece)
"Sen ilk önce youtube'u erişime aç, ondan sonra konuş bence" S.S.

Steroidin Zararları


16 Mart 2009 Pazartesi


Ergenekon davasında yargılanlara yönelik birinci suçlama nedir? Devletin demokratik düzenine karşı silahlı ayaklanma planı. Yani sonuçta tehlikede olan demokrasi. Nedir demokrasinin temel unsurlarından biri? Vatandaşların hiç bir baskı altında kalmadan hür iradeleriyle oy kullanmaları.
Hadi "verdiğiniz oyu cep telefonunuza kaydedin yoksa yardım alamazsınız" söylentilerini bir kenara bırakalım. Yapılan kömür ve gıda yardımlarını da... Peki suyu olmayan köye yapılan çamaşır ve bulaşık makinesi yardımı açık ve seçik olarak "hür iradeyi baskı altına almak" değildir de nedir? Demokratik düzeni yok etmeye çalışmaktan yargılanmanın şartı silah unsuru mudur? Bir adamı tabancayla öldürmekle, zehirleyerek öldürmek ya da boğarak öldürmenin yasal yaptırımı farklı mıdır?

Derin Devlet Üzerine...

İçinde bulunduğumuz siyasi ortamda süregelen Ergenekon operasyonu, bu davayı hem destekleyenlerin hem de karşı çıkanların zaman gazatesinin tabiriyle yaftalanmasına neden oldu. Özetlemek gerekirse bu operasyonu alkışlayanlar; kendilerine göre demokrat, insan hakları savunucu vs. iken karşı görüşe mensuplarca vatan haini, ikinci cumhuriyetçi, şeriatçı, amerikan uşağı olarak adlandırılırken, operasyona karşı çıkanlar kendilerini vatansever, milliyetçi, Atatürkçü olarak adlandırırken bu sefer karşı görüş tarafından ulusalcı, darbeci, enverci, faşist olarak nitelendirilmekte. Bu kamplaşma dolayısıyla olay yeterince sağlıklı bir zeminde tartışılamıyor.



12 Eylül'ün bu ülkeye yapılmış en büyük kötülük olduğunu savunan ben bu blogda Ergenekon operasyonun yürütlme biçimini en sert biçimde eleştirdim. Benim ve benim gibi düşünen milyonlarca insanın ortak fikri bu operasyonun esas amacının gerçekten pis işlere bulaşmış bir kaç insanla bu ülkede mevcut iktidara muhalif aydınları bir ilişkideymiş gibi gösterilmesi ve sindirilmesi.



Ama bu toz bulutunun içerisinde kimsenin görmek ve tartışmak istemediği esas bir konu var, o da derin devlet. Bir saniye için Ergenekon operasyonunun, gerçekten iyi niyetle gerçekleştirilen ve devletin içindeki tüm illegal unsurları temizleyeceğini düşünelim. Bu temizlik sonrası ne olacak? Her şeyin hukuka uygun yürütüldüğü, uygarlık seviyesinin en üst düzeyde olduğu bir ülkede mi yaşayacağız?



Hukuk insanların yarattığı ilişkiler ve kurallar bütünüdür. İnsan eliyle yaratılan her unsurun içinde hata olacaktır. Yani her türlü unsurun dahi kurallarla şekillendirilmesi ve düzene oturtulması, Newton yasasına göre ağaçtaki elmanın düşmesi kadar kat'i sonuçlar vermesini mümkün kılmaz. Ki bu bile esas mesele değildir.



Esas mesele şudur; Kanunlar bir insana içerisinde bulunduğu olağanüstü koşullar altında kanun ve hatta hukuk dışına çıkma iznini vermiştir. Mesela çok şiddetli fırtınaya yakalanan biri, sığınmak için kapısını kırarak bir eve girdi diye meskene tecavüzden ceza almaz, yeter ki bunu ispatlasın. Peki bu düzence insana tanınan söz konusu hak, devletlere tanınmış mıdır?



Yani bir devlet içerisinde buluunduğu olağanüstü şartlar ve hatta ulusal çıkarları nedeniyle hukukun dışına çıkması durumunda, uluslararası hukuk önünde bu durumu nasıl izah edecektir. Diyelim bu ortam sağlandı, her ülkenin kendine özgü şartları, çıkar ilişkileri var olduğundan ve neredeyse herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir dönemde, hukuk dışına çıkan ülkenin savunduğu tez nasıl adil bir ortamda tartışılabilecektir? Mesela zamanında neredeyse hergün bir diplomatımızı şehit eden ve Orly bombalamasına dek Avrupa ülkelerinin kıllarını kıpırdatmadığı ASALA üyelerinin yargılanmasını mı beklemek doğru olandı, yoksa bizzat harekete mi geçmek? Adamları birer birer öldürdükten sonra "n'apalım siz durdurmayınca biz durdurduk" diye bir savunma uluslararası hukukta kabul görebilir miydi? Ya da diyelim günümüzde çok önemli bir enerji anlaşması sözkonusu, öyle ki bu anlaşma sayesinde ülkedeki halk enerjiye çok ucuza ulaşacak. Bu yolla zincirleme reaksiyon halinde ülkede ki suç oranı düşecek, eğitime, sağlığa daha çok kaynak aktarılabilecek. Ama bu anlaşmayı engellemeye çalışan bazı guruplar söz konusu. Bunlarla mücadelede hukuk yolu(varsa elbette) tüketildiğinde ne yapılacak?



İşte bu yüzden "derin devlet" kavramı, legal devletlerin hukuk dışına çıkmak için kullandıkları bir araçtır ve ne kadar insan hakları, demokrasi vs. ye dahi aykırı olursa olsun en azından günümüz sistemi içerisinde en uygar devlette dahi var olacaktır. İstediğiniz kadar politik doğruculuğa aykırı bulun ama toplumun hayati çıkarı önünde bireyin haklarının savunabilirliği ütopik bir kavramdır, bunun batı dünyasında var olduğu da göz boyamaca ve aldatmacadır. Zamanında g.doğuda uygulandığı öne sürülen gayri nizamı harbin eğitimi batılı devletlerce verilmemiş midir? (O zaman ki cuntanın yaptığı, işkencelerin, yargısız infazların ve sürdürdüğü politikların bugün yaşananlardaki payı inkar edilemez)



Tabi tüm bunlardan bahsettikten sonra, bu ülkede süre gelmiş çarpık derin devlet anlayışını tasvip ettiğimiz sonucu çıkarılmamalıdır. Kelle başına prim aldığı için masum insanları öldüren, devletin kendine verdiği kanunun dışına çıkma yetkisini kendi çıkarına kullanarak, uyuşturucu, silah kaçakçılığından trilyonlar götüren, savaş çıkartan, aydınları katleden ve bizzat kendisi legal devletin başına bela olan şerefsizlerin üstüne en sert biçimde gidilmeli ve kökleri kazınmalıdır.



Elbette birileri çıkıp "sen kim oluyorsun da neyin bu devlet için iyi, neyin kötü olduğuna karar veriyorsun" diye sorabilir. Bu sorunun cevabı elbette bilmiyorum. Çünkü bu konuda yetişmiş biri değilim. Zaten esas mesele de bu unsuru ve oluşturanların konulara hakim, son derece eğitimli olmasında, kendi iç kanunları çerçevesinde ve tamamen devletin çıkarı için mücadele etmesinde ve en önemlisi devreye kanun önünde hiç bir şeyin yapılamayacağının kesinliği söz konusu olduğunda girmesi. "E istihbarat teşkilatı ne güne var" diyebilirsiniz. Zaten esas meselelerden biri de süregelen tartışmaların içine kurumun da dahil edilmek istenmesi ki bu çok yanlış.

Buradan tekrar "sen kanunsuzluğu savunuyorsun", "insan hakları düşmanısın" vs. diyenlere tekrar şunu söylemek istiyorum. Keşke dünya her insanın eğitim, sağlık ve sosyal ihtiyaçlarının en üst seviyede sağlandığı, savaşların, silahların, dolayısıyla orduların ve hatta bizzat devletlerin olmadığı bir yer olsaydı. Ama öyle değil. Dünyanın her yerinde savaşlar hüküm sürerken, 2 milyar insan günde 1 doların altında yaşarken, bir o kadarı içecek temiz su dahi bulamazken, en azından uluslararası hukuktan bahsetmek olanaksızdır. Ve üzerine basa basa söylüyorum bir ülkede asıl olan hukuk olmalıdır.

Son olarak, Şili'de yapılan seçimler sonucu solcu Alande'nin iktidara gelmesi üzerine yapılan kanlı darbeyi desteklediği iddiasına dönemin Amerikan dışişleri bakanı Kissenger "Bir halk komünizm istiyor diye yanıbaşımızda olanlara sessiz kalacak değildik herhalde" deme cüreti gösterebiliyorken ve uluslararası adalet divanında yargılanmazken, hukuktan bahsetmek olanaksızdır.

12 Mart 2009 Perşembe

"Ben sporcunun bana biat edenini severim. Ahlakı falan karıştırma" F.G.

İlk zamanlarında Okan ve Ümit Davala ile birlikte"keşke Beşiktaş'ta oynasa" dediğim adamdı Emre. Inter'e gittiğinde "helal olsun" demiştim, ne de olsa sırf içimde ki Milan nefreti yüzünden Zenga'lı kadrosu zamanından beri tuttuğum takıma gitmişti. Seneler içerisinde futbolunu ilerletemedi Emre, bu olabilirdi zira gerek bulunduğu ortamdan olsun gerekse yaşadıkları sakatlıklardan dolayı olsun bir çok geleceği parlak sanılan yıldız sönüp gitmişti futbol arenasından. Buna karşın Emre ne kadar kötü oynarsa(ki çoğu zaman sahada yoktu) oynasın bir yolunu bulup milli takımda ve üst düzey kulüp takımlarında kendine yer bulabildi. Bunda da eleştirilecek bir yan yoktu, kulüp takımının harcayacağı para kendi taraftarını ilgilendirirdi.
Ama Emre'nin futbolu küçüldükçe, çirkefiliği büyüdü. Önce İngiltere'de yaşanan ırkçılık iddiası ardından İsviçre maçında yaptıkları. Kendi gözlerimizle görmediğimizden hep bu olaylarda bir mazeret bulduk. Batı medyası, olayın kahramanı bir Türk olunca onun üzerine acımasızca gidiyordu, ne de olsa esas ırkçı onlardı ama her nedense bu ırkçı basın yıllardır oralarda top oynayan Nihat ve Tugay için tek kelime kötü satır yazı yazmamıştı.
Geçmişte yaşananların doğruluğunu, Emre'nin zamanında "ananızın ligi" diyerek dalga geçtiği Turkcell Super Ligi'ne dönmesiyle kanıtlandı. Önce İstanbul B.B. maçında Tjikuzu'ya ettiği küfürler ve adamı zorla dışarı attırması, sonrasında da Kayseri maçında rakibine yaptığı "boğaz kesme" hareketi(Maçta boyumun yarısında biri bana aynı hareketi yapsa, atılmak pahasına en az iki kaburgasını eline vermeye çalışırdım, günümüz futbolcuları eğitimsiz olabilir ama gerçekten kendilerinde peygamber sabrı var).
Emre'nin futbol serüvenin başlangıcından beri cemaatçi olduğu söylentileri mevcuttu. Ne de olsa Galatasaray'ın o zaman ki kadrosu ve "baş abisinin" dünya görüşü aşikardı. İsteyen istediği şeye inanmakta serbesttir, ama bir çelişki var ki gerçekten çözümlemek mümkün değil;
Kimdi Galatasaray'ın cemaatçi futbolcuları? Başta Hakan Şükür. Sonrasında Arif Erdem, Okan Buruk,Faqtih Akyel ve Hakan Ünsal(zaten takımda 6 yabancı vardı). Tüm dinler kul hakkı yemenin en büyük haramlardan biri olduğunu söyler ama şu yukarıda ki isimlere bakıldığında, Okan Buruk dışında saha içerisinde bu emre uygun davranışlar sergilerdiler mi hiç?
En başta Arif Erdem. Dünya'da ondan beter çirkef bir taklacı güvercin gördü mü yeşil sahalar? (Hakemlerin bunları onca defa yemesi ayrı bir araştırma konusu). Az mı kulaklarını çınladı Kadıköy ve Taksim semalarında. Ya Hakan Ünsal? Tamam pek numaracı olduğu söylenemezdi ama her türlü itiş kakış dalaşmanın içerisindeydi.Fatih Akyel'i bilen bilir... Bir şey yazmaya gerek yok.
Ve Hakan Şükür... Kimilerine göre Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük golcüsü, bence over rated bir adam (elbette herkesin fikri ayrı olabilir). Futbol hayatı boyunca birlikte oynadığı forveti takımdan silmiş, takımda kendi gurubundan olmayanların geleceğini karatmış,trilyonlar kazanırken 2002 dünya kupasında milli takımda arkadaşlarını gazlayarak 3 kuruşluk Mercedes jeep için kazan kaldırmış, benzeri olayı bu sefer x5 için Fatih Terim'le yaşamış, kendisini milli takıma almadığı için Ersun Yanal aleyhine lobi yaparak onun en kritik anda kovulmasını sağlamış bir adam değil midir Hakan Şükür? http://www.youtube.com/watch?v=3to3SXjku8I&feature=related adresinden saha içerisinde de ne kadar ahlak abidesi biri olduğu da buradan anlaşılabilir. Sırf adını kullanarak benden alınan elektrik parasından yapılan kesintiyle kaynak sağlanan TRT'den 700 bin dolar alması ise ayrı bir olay.
İşte insana dokunan bu. Bir yandan insanların gözüne sokularak yapılan dincilik propagandası, diğer yandan da bu kisve altında bırakın islamı, dünyadaki hiç bir inanç sistemine uymayacak davranışları sergileyen insanlar. Tabi kendilerine sorsanız, bunlar esas amaca ulaşana kadar yapılabilecek şeyler, iki tövbe ettin mi günahlar nasıl olsa af olunur.