
29 Kasım 2008 Cumartesi
27 Kasım 2008 Perşembe
Sol ve din

CHP'nin türbanlı ve çarşaflı kesime yönelik açılımı büyük bir tartışma yarattı. Şahsi fikrim, önümüzdeki seçim CHP'nin oyu artsa dahi bunun türbanlı kesime açılan kucak nedeniyle olmayacağı yönünde. Bunun en büyük sebebi, muhafazakar kesimin CHP'den önce kendilerini ifade edebilecekleri dört partinin olması(AKP,MHP,DP,BBP) Bugün solun yükselişte olduğu, hatta zirve yaptığı latin amerika ülkelerine baktığımızda, solun kiliseyle olan ilişkilerini sıkı tuttuğunu görmek mümkün. Yalnız orada dinin algılanışının toplumun bütün katmanlarında neredeyse aynı olduğundan insanların hayatı üzerindeki etkilerinin, burada ki gibi çatışmaya yol açmadığını da unutmamak lazım. Dolayısıyla latin amerika'daki solun işi bizdeki sol partilerden daha kolay. Ülkemizde olayın bir de tarikat yönü var. Her ne kadar gerici, şeriatçı vs. olarak nitelendirilse nitelendirilsin, tarikatların toplum üzerindeki etkilerini tartışmak anlamsız. Hele ki günümüz yaşam koşullarında özellikle alt gelir gurupları için artık bir sosyalleşme aracı haline gelmişlerse. Bu gerçeği görmezden gelerek siyaset yapmakla bir sonuca ulaşılamayacağı açık. Öte yandan tanzimat fermanından beri yüzünü batı uygarlığına dönmüş ve bunu ağır aksak yapmaya çalışsa da halkı müslüman olan ülkeler arasında en çok başarabilmiş ülkemizin aynı yönde devam etmesini isteyen siyasetçilerinin, bu ilerlemeyi tarikatlara yönelik siyasetle gerçekleştirebilmesi gerçekten ustalık isteyen bir iş. Ama CHP'nin bunu fazla kafaya takmasına gerek yok, ne de olsa kendileri sol bir parti olmadığı için bıraksınlar bu siyasetin nasıl yürütüleceğini ÖDP, SHP, EMEP, Komünist Parti gibiler düşünsün.
26 Kasım 2008 Çarşamba
Liderlik

Kim ne derse desin Osman Pamukoğlu, bu ülke için canı pahasına savaşmış kahramanlardan biridir. 90'lı yıllarda G.Doğu'da bulunmuş herhangi bir askerle konuşun, size Osman Pamukoğlu'nun nasıl bir efsane olduğunu anlatacaktır. Bu ülke kendisine ve onun yönetimindeki askerlere çok şey borçludur.
Osman Pamukoğlu, özellikle "kan uykusu" belgeseli sonrası artan popülerliğini, siyasette değerlendirme kararı aldı. Ülkedeki mevcut siyasi yapıdan memnun olmayan Pamukoğlu, Hak ve Eşitlik Partisini kurdu. Osman Pamukoğlu ile ilgili olumlu görüşlerimden sonra eleştirmek istediğim konular da bununla ilgili. Esasında mesele Pamukoğlu'nun parti kurması değil, mesele ülkedeki siyasetin yürütülme ve algılanış biçimi. Maalesef doğu toplumlarına özgü, fikirden ziyade lider portresinin öne çıktığı bir ülkede yaşadığımızdan, toplumda sivrilen isimler hemen yeni bir oluşumun önderliğine soyunuyorlar. Batı toplumlarında ise durum tam tersi, bir partinin lideri olabilmek için o oluşum içinde yıllarca çalışmak ve sorunlara karşı üretilen çözümler sırasında öne çıkmak gerekiyor, pop kültürü bazında bir popülerlik geçer akçe değil. Tony Blair İşçi Partisi başkanı olmadan önce dış dünyada tanınıyor muydu? Ya da gelecek seçimlerde Başbakan olmasına kesin gözle bakılan Muhafazakar Parti lideri David Cameroon'un adını "popülerlik" bağlamında kaç kişi biliyor? Bunu iki tane kadın programına çıkıp, oradan aldığı gazla parti kuran Yaşar Nuri hoca gibiler yapınca komik oluyor da, demin de dediğim gibi, ülkeye gerçekten kendini adamış kişiler yaptığında insan üzülüyor. Sakın yanlış anlaşılmasın itiraz ettiğim konu, Pamukoğlu gibilerin aktif siyasetten uzak durmaları değil, kendilerini bir kurtarıcı figür olarak topluma sunmaları. Pamukoğlu'nun parti başkanı olduktan sonra çıktığı tv programlarına bakın, üzerinde durduğu tek konu terörün sona erdirilmesi ve idam cezasının geri getirilmesi. Elbette bu biraz da ülkenin gündeminin bir numaralı maddesinin bu olması ve kendisine yöneltilen soruların bu eksende sorulması, ve yine kendisi bir şekilde başa geçerse terörle silahlı mücadele konusunda başaralı olabilir, ama Türkiye'nin tek sorunu terör müdür? Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, dış ilişkiler, diyanet vs... gibi konuları Pamukoğlu tek başına halledebilir mi? Bu gibi konuları hiç bir lider tek başına halledemez, onun için de bir ekip kurar, ama Pamukoğlu'na ve partisine baktığımız zaman tek gördüğümüz bir tek adam portresi. Benim düşüncem, Pamukoğlu gibi değerli isimlerin uzmanlıklarından, ülkede köklü siyasi partilerin içinde faydalanılması. Bu sayede uzmanlık alanında maksimum verim alınacağı gibi, uzmanlık dışı alanlardaki başarısızlığın önüne geçilir.Yunanistan'ın ünlü sanatçısı Theodorakis'in kültür bakanı, Colin Powell'ın dışişleri bakanı olması gibi, Osman Pamukoğlu'da kendine yakın bulduğu siyasi hareketin içerisinde yer alıp, o parti iktidara geldiğinde içişleri bakanı olabilir. Buna karşın Osman Pamukoğlu, "başka partilerde elimi kolumu bağlarlar o yüzden parti kuruyorum" diyorsa, o zaman zaten iş işten geçmiştir, zira bu durumda kendi eli kolu da o farketmese de bağlı olacaktır.
25 Kasım 2008 Salı
Ralph Nader
" Amerika'daki aklıbaşında insan sayısı onun aldığı oy kadardır" der bazıları Nader için. Siyasetçi olarak çok farklı bir profil çizmektedir. Hiçbir başkan adayının söylemeye cesaret edemediği şeyleri söyler. Büyük şirketlerin bağışlarını kabul etmez, dahası tüketiciler lehine bir çok dava kazanmıştır.İsrail-Filistin sorununda, Filistinliler'in haklarını, mantık sınırları çerçevesinde, radikallikten uzak bir biçimde savunur(demek istediğim yahudi düşmanı değildir). Buna karşın, zamanında(92 ve 96 seçimleri) Ross Perot denilen Texas'lı çılgın başkan adayını dahi seçim münazaralarına, Cumhuriyetçi ve Demokrat adaylarla birlikte çağıran tv kuruluşları sözkonusu Nader olunca ona sıkı bir sansür uygulamışlardır, öyle ki buna isyan eden Nader, canlı yayın sırasında münazarının yapıldığı salona girmeye çalışmış, kendisini içeri almayan görevlilerle tartışınca zorla dışarı çıkartılmıştı. 2000 yılında kendisine""başkan olursanız ilk ne yapacaksınız?" diye sorulduğunda, yanıtı "ilk olarak yolcu uçaklarındaki koltuk aralıklarının genişletilmesini sağlayacağım. Biliyorum bu varolan diğer sorunların yanında önemsiz gibi gözükebilir ama aynı zamanda çözülmesi de en kolay sorunlardan biri. Boy ortalaması erkeklerde 1,80 kadınlarda ise 1,65'in üzerinde olan bir toplumda ticari taşımacılık yapan şirketlerin tüketicilerin anatomik yapılarına uygun hizmet vermesi gerekir" olmuştu. Böyle laflar eden adamı elbette münazaralara çıkarmazlar, milyarlarca dolarlık şirketlerin kahvaltı menüsünden bir adet zeytin eksilterek 40 bin dolarlık maliyet düşürmekle övündüğü ekonomiden bahsediyoruz. Yine de tüm kısıtlamalara karşın; dürüstlüğü, mütevaziliği, inandığı doğruları cesurca savunabilmesi sonucu, 2000 yılında ülkede hatırı sayılır bir popülarite kazanan Nader, Yeşiller Partisi adayı olarak girdiği seçimlerde oyların %2.74ünü alma başarısını göstermişti, ama bu Cumhuriyetçilere (George W.Bush) seçimi kazandırmıştı, çünkü Nader'a oy verenlerin çoğunuğu demokrat seçmenlerdi.Nietzche'nin söylediği rivayet edilen, pragmatizmin sloganı "cehenneme giden yol iyiniyet taşlarıyla döşelidir" sözü bazen ne kadar acı bir şekilde çıkıyor insanın karşısına...
hayal gücü
zaman zaman

Kurtar Duruşu

Kurtar, düzenlediği basın toplantısında, maçın ardından özellikle ulusal basında, ''Tello ve Delgado kötüydü'' yönünde çıkan haberlere içerlediğini, kimsenin konuya Bursaspor'un orta alanda iyi oynadığına dair bakmadığını söyledi. Beşiktaş'ın ilk yarıda etkili görünmesine karşın maç boyunca net bir gol pozisyonunun bulunmadığını dile getiren Kurtar, ''Aksine bizim daha tehlikeli pozisyonlarımız vardı. Medya, olaya Beşiktaş penceresinden baktı. Delgado ve Tello'nun kötülüğünden bahsediliyor. Demek ki bizim orta sahamız iyi iş yapmış. Yusuf'u forvete verdik, Melo'yu orta sahaya çektik. Bu sayede Beşiktaş'ın orta kısmını kilitledik'' diye konuştu. ''Beşiktaş'a karşı 'Kurtar Duruşu' yaptık. Bu dünyada hiçbir takımın uygulamadığı bir taktik'' diyen Kurtar, şöyle devam etti: ''Duran toplarla bir şeyler yapmaya çalıştılar, kontrataklarla gelmeye çalıştılar. Biz de bunlara karşı önlemlerimizi almıştık. 'Kurtar duruşu' yapıyoruz biz, daha önce söylemiştim. Dünyada hiçbir takımın yapmadığı taktik. Bu yüzden fazla üzerimize gelemediler. Önemli olan gol yememek.
