15 Aralık 2008 Pazartesi

Yorumlu


İ.Melih Gökçeğ'in AKP Çankaya Belediye Başkanlığı aday adayı oğlu Osman Gökçeğ'in kişisel web sitesinde halka hitabından alıntıdır. Parantez içi yazılar şahsi yorumlarımı içermektedir.


Değerli Misafirler;
Gençlik yedi harfin bir araya gelip de oluşturabileceği belki de en anlamlı kelimedir(doğrudur nitekim "altgeçit" "üst geçit", "kömür", "plastik top" 7 harften oluşmaz ama bir dakika 7 harfli çok anlamlı bir kelime buldum, hani baban sanat için söylemişti zamanında, tü-kü-rük).Gençlik aşk demektir(neye karşı? kime karşı? bu aşk cinsellik içerir mi? eğer öyleyse bu AKP'nin muhafazakar çizgisiyle çatışır mı?), gençlik sevda demektir(sevda-aşk bu olaylara fazla girilmiş gibi geldi bana. sen de var bir sıkıntı ama dur bakalım), gençlik adeta damarlarındaki kanın kaynamasını hissedebileceğiniz önemli bir zaman diliminin temsilcisidir.(haaa şimdi yukarı da demek istediklerini anladım, yalnız o kanın kaynaması olarak zannettiğin olay testislerin aşırı testesteron salgılamasındandır ve gençlik değil ergenlik döneminde gerçekleşen bir olgudur, tabi bu süreç olması gerekenden uzun sürdüğü takdirde halk arasında "abazanlık" olarak tabir edilen evreye geçilmiş olur) Gençlik tazelik demektir(aynı mantıkla yaşlılık çürüklük müdür? Bu durumda siyaset yapan AKP'li amcalarına ayıp olmaz mı?), örneğin elmayı ağaçtan kopardığınız andaki lezzeti ne kadar iyi ise yaşanan o süreçte o kadar lezzetlidir(elmada kütür kütürmüş abi valla, bir de şeftali vardır sulu sulu) . Gençlik korkusuzluk demektir sanki bütün dünya üzerine gelse yinede onu devirmek için kendinde sonsuz gücü hissettiğin andır(aman yavaş devir kam.. pardon dünyayı Osman'ım yiğidim). Ülkenin umudur gençlik(herhalde burası umududur olacaktı ama zarar yok zira o kadarcık kusur belediye başkanı oğlunda da olur).Türk gençliği Ay yıldızlı bayrağımızı hiç bırakmadan, göklerde dalgalanması için canını hiç düşünmeden verendir(Kimileri bizler gibi G.Doğuda yapar askerliğini, kimileri de batı da sahile yakın yerlerde.Bu arada ay a sını büyük harfle yazarak milliyetçi duygulara kırptığın göz dikkatten kaçmadı). Türk gençliği kalbinin üzerinde ay yıldız mührünü taşıyandır(Belinde samuray kılıcı da taşıyabilir mi, hatta bunu savunmasız insanlara saldırmak için de kullanabilir mi Osman? Bir de demin büyük harfle yazdığın ay yıldızı, burada küçük harfle yazmışsın, canın saolsun). Bugüne kadar gençlik birilerinin elinde kullanılıp atılan bir eşya muamelesi görmüştür (O kadar övdün gençleri, şimdi de mal muamelesi yapıyorsun yakıştı mı sana Osman?) .İhtiyaç duyulunca tutunulan, işi bitince kırılan bir dal misali kullanılmıştır (Valla seni bilemem ama şahsım adıma konuşmam gerekirse bugüne kadar kimse dalımdan tutup kırmayı başaramamıştır) buna dur demek istiyoruz(ben de, "dur"un ulan kimse kırmasın Osman'ın dalını!). İstiyoruz ki gençler söz sahibi olsun, kimileri siyasette, kimileri özel sektörde en üst makamlarda bulunsunlar(tutan mı var koyarsın adaylığını halk beğenirse seçer seni, sahi özel sektör dersen zaten işe girmek için genç olmak şart ama sen ille de üst düzey makam istiyorsan belediyenin bir şirketi senin için uygun olmaz mıydı?) .Bizler bu söylediklerimizi hiçbir zaman imkansız olarak görmedik(ben de diyorum ya koy bağımsız adaylığını Ufuk Uras ağabeyini örnek al). Sadece zamana ihtiyacımızın olduğunu(e zaman geçtikçe yaşlanmıyor musun, tazeliğini kaybetmiyor musun? bu ne yaman çelişki bre Osman?) ve çok çalışmamız gerektiğinin farkındayız( Allah kolaylık versin). Gençler enerjilerini doğru yerlere kanalize edebilirlerse inanın ki bu ülkede hiç kimse gençleri kötü yönlere çekmekte başarılı olamayacaktır (Ah bir de baban şu bent deresi genelevini kapatabilseydi, o kötü yönlerden biri eksik olurdu, ama enerjiyi kanalize etme noktasında sorun yaşanabilirdi malum arz fazlası oluşma ihtimali falan).Bizler unutulan gençliğin umudu olmak için mücadele veriyoruz (Yaşa!). Sizlerinde bu mücadelede olmanızı canı gönülden arzu ediyorum(Yok kardeş biz almayalım).Unutmayınız ki (neyi?)
“ BU GENÇLİK TARİH YAZACAK ” (HEEEEEYT! Tutmayın küçük enişteyi!)

Ellerine sağlık!



Ah bir de tutturabilseydin keşke...

3 Aralık 2008 Çarşamba

Kimliğinizi görebilir miyim?

İstanbul'da son yaşanan, polis kılığındaki eşkiyaların pavyon basarak içeride çalışan bir kadını saçlarından sürükleyerek kaçırıp, tecavüze etmesinden sonra, İstanbul emniyet müdürü Celalettin Cerrah'tan açıklama geldi "Polise kimlik sorun". Şehrin göbeğinde polis kılığında insanların dolaşmasını polisin nasıl engelleyemediğini madem sayın emniyet müdürü geçiyor, ben de geçiyorum. Peki sayın müdür, polis neden kendiliğinden kimlik göstermiyor? Bunu ben bizzat yaşadım, 2002 yılında gece vakti boş bir sokakta arabamda kız arkadaşımla otururken, biri cama vurdu, dönüp baktığımda, sakallı bir adam gördüm, heyecanla kontağı çalıştırıp gaza basıp kaçacaktım ki, sakallı adam silahını kafama doğrultmuş. Korkudan altıma edecek halde "Ne yapıyorsun" dediğim de, "polis, kontağı kapa" dedi. Biri kafana silah dayamışken insanın aklına gelir mi kimlik sormak, meğer arabada iki genç olması silahla durdurma sebebi olabilirmiş. Biraz gerçekçi olalım, bu ülkede kaç kişi polise kimlik sorma cesareti gösterebilir? Diyelim gösterildi, kaçı cevap olarak "buyrun kimliğim" cevabını alır, kaçına "kimlik mi,sen gel bakalım şöyle" denir. Kişisel olarak şunu söyleyeyim,o yaşadığım olaydan sonra, eğer emniyet teşkilatında üst düzey tanıdığım yoksa sormam, paşa paşa ne isterlerse yaparım, çünkü aksi durumda başıma ne geleceğini bilemem ve ben bu korkuyla hareket ediyorsam, bunun sorumlusu benim korkaklığım değil, "polis" imajını yerlerde sürünmesini engelleyemen, polise doğru dürüst eğitim vermyen sizlersiniz.

2 Aralık 2008 Salı

Salaklar Sofrası


Ülkede ki futbol yorumcularının %90'ı kara cahil, akılsız ve fanatik olduğu için doğru dürüst futbol analizleri yapılacağına, böyle gerizekalı tartışmaları izlemek zorunda bırakılıyoruz. Neymiş "9 kişi kalan takıma karşı top sektirilir miymiş?" Öncelikle Galatasaray'lı değilim, ayrıca Lincoln'ü istikrarsız olduğu için pek tutmam ama adamın yaptığında ne var? Hani futbol bir "temaşaa" oyunuydu? Göze hoş gelen hareketler bu oyunun seyir zevkini arttırmıyor muydu? Size ne adam isterse ayakla top sektirir, isterse kalçasıyla pas verir, rakip takım da ille kötü bir ad takılacaksa bu "laubaliliği" değerlendirmeye çalışır, topu kapabilirse kapar ve gol atmaya çalışır. Ama yok! Peki ne var? Her zaman ki gibi linç kültürü var. Biri fitili bir yerden yaktı mı, gündeme dair yazacak bir şey bulamayan cahil takımının mal bulmuş mağribi gibi saldırması söz konusu olan. Hayır madem o kadar "fair play"cisiniz, dört hafta önce Servet'le Arda Trabzon maçında elle atılan gol sonrası birbirlerine sırıtarak "çaktırma sakın" derken neredeydiniz? Lincoln için yazılanların yarısını yazdınız mı? Son sözüm de looser Erdoğan Arıca'ya; sen ki bu ülkenin görüp görebileceği en başarısız teknik direktörsün, sırf birilerinin adamı olduğun için bu sektörden dünya kadar kazanıyorsun, hangi cesaretle çıkıp adam kovalıyorsun! Sen önce geçen yıl taş gibi top oynayıp bu sene sürünen takımına doğru dürüst top oynatsana! Bir de utanmadan adama "Metalist maçında neden yapmadın bu hareketleri" diye sormuşsun, e o zaman sormazlar mı adama, "madem sana yapılanı hakaret olarak algılıyorsun, niye başkalarına da yapılmasını istiyorsun" diye?

Aisha


Çok iddalı olabilir ama bu piyasadaki en güzel üç kadından biridir benim için.Kıçıkırık dizilerde oynamak varken, kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir tarzda müzik yaptı. İnsanlar sözleriyle dalga geçse de "Kırıcan mı belimi" oldukça sağlam bir çalışmaydı, son albümü "Sustuysam" da oldukça başarılı. Ama maalesef doğru işi, yanlış ülkede yapmaya çalışıyor. Bizim "sosyete"de anca Demet Akalın'lar tutar, ama olsun biz yine de Ayşe Hatun'u dinlemeye devam ediyoruz...

1 Aralık 2008 Pazartesi

Tüy de ister misin Habertürk?


Şoku bir saat önce haftasonu maç yorumlarını dinlemek için açtığım Habertürk'te yaşadım. Futbol kulübünü her zaman ki gibi Okay Karacan sunuyordu, ama o da ne! Yorumcu koltuğunda Mehmet Demirkol ve Uğur Meleke yerine; Bedri Baykam'la, Altan Erkekli oturuyor. Yanlış anlaşılmasın bu iki sanatçıyla ilgili olumsuz herhangi kötü bir düşüncem yok ama elinde Türkiye'nin Rıdvan Dilmen'le beraber en iyi iki yorumcusu varken, bu yapılan işin anlamsızlığı açık. Hayır yine milleti Hıncal'la Haşmet'e mecbur ettiniz ya, ona yanıyorum.

6 milyon yeni seçmen ve Tarhan Erdem


Gözümüz aydın, geçen yıl DİE verilerine göre nüfusu düşen ülkemizde mart 2009 seçimlerinde 6 milyon yeni seçmen oy kullanacak. Birileri göz göre göre bu ülkenin insanlarıyla dalga geçiyor ve çıkan sonuçlar demokrasinin tecellisi olarak nitelendiriliyor. Elbette bunun yutturulması tek aşamadan oluşmuyor. Hatırlayacaksınız, temmuz 2007 seçimleri öncesi tüm araştırmalar AKP yi birinci olarak gösteriyordu, bu zaten büyük bir sürpriz değildi, nitekim sokağı az çok bilen sıradan biri dahi bunu öngerebilirdi. Genel merak konusu ise AKP'nin bir önceki seçimde aldığı %34 lük oy oranını koruyup koruyamayacağı idi. AKP'yi birinci parti gösteren tüm anketlerde oy oranı 30 ile 38 arasında çıkarken, sadece Tarhan Erdem'in anketinde iktidarın oyu %47 gösteriliyordu. Peki Tarhan Erdem nasıl bu kadar isabetli bir nokta atışı yapabilmişti ve dahası bundan önceki araştırma sonuçlarında bu kadar başarılı olabilmiş miydi? Bu sorunun cevabını için 2004 yerel seçimlerine dönelim; Ankara'da 3 aday var, biri İ.Melih Gökçek, diğeri Murat Karayalçın üçüncü aday ise CHP'li Yılmaz Ateş. İ.Melih Gökçek karşıtlarının tek istediği solun tek aday çıkarması, Karayalçın "geride olan öndekini desteklesin" diyor, bu ortamda Tarhan Erdem, seçime bir hafta kala üç adayın alacağı oyu açıkladı. Gökçek %54 Karayalçın %11 Ateş %11. Dikkat edin bir önceki seçim Gökçek %35 Karayalçın %34.5 Taşdelen ise %11 oy almış. Şimdi siz kararsız bir seçmen olsanız bu sonuçlar karşısında ne düşünürdünüz, iki adayın oyu eşit ve rakipleri, kendi toplam oylarının iki katından fazla oya sahip. Farkeder mi Karayalçın'a ya da Ateş'e oy vermek. Hatta sıcak evinden kalkıp saatlerce sıra bekleyip oy vermeye değer mi?Peki seçimde ne oldu? Evet Gökçek aynen Erdem'in dediği gibi %54 oy aldı ama Karayalçın %21, Ateş ise %11. Unutmadan hatırlatayım, anketlerde hata payı -+%3 tür. Dahası seçimde oy vermeyen Ankara'da ki seçmen sayısı ne kadardı? 600 bin (Melih Gökçeğin güçlü olduğu yerlerde katılım %100 e yakındı)! Şimdi 2004 seçimleri ışığında 2007 seçimlerine bakalım Tarhan Erdemin iktidarın oyu tahmini tam isabet ama o da ne, MHP İzmir ikinci bölge adayı Füsun Koroğlu kılpayı kaybettiği seçimlere itiraz etmek istiyor, ama sonuçlar hemen kesinleştiği için itirazı dikkate alınmıyor. Koroğlu yılmıyor, bölgesinde ki bir mahalledeki sandık tutananaklarıyla, YSK tutanaklarını karşılaştırıyor, sadece bir mahallede CHP'ye 1550, MHP'ye 900 oy az yazılırken, AKP'ye 1000 oy fazla yazılmış. 22 temmuzu hiç unutmuyorum, saat 6 dahi olmamıştı ki power fm de ilk sonuçlara göre AKP'nin %52 ile seçimleri kazandığı anons ediliyordu. E bir dakika eskiden seçim yasakları falan olurdu, sonuçları ilk TRT açıklardı. Neler oluyordu?
ABD'de dahi sonuçların kesinleşmesi 3 günden fazla süre alırken, ülkemizde 6 saatten az bir sürede seçim sonuçları kesinleşmişti. 40 milyona yakın oyu saymak bu kadar kolay mıydı? Öyle ya tek bir sandıktaki oyları sayıp toplamak bile bir saate yakın zaman almaktaydı. Peki niye Yunanistan bir önceki seçimler öncesi Türkiye'de oy sayımını bilgisayar ortamına aktaran şirketle olan anlaşmasını tek taraflı fesh etmişti? Tüm bunlar tesadüf müydü? O gün AKP %35-38 arası bir oy almış ve diğer iki partinin oyları biraz daha yüksek olsaydı, bugün ki meclis çok farklı bir sayısal yapıya sahip olacaktı, bu unutulmamalı.
Not; Koroğlu'nun hukuk mücadelesi devam etmekte, dosya şu an Danıştay'da.