
25 Aralık 2008 Perşembe
Ortaya yanarlı dönerli bir şeyler yaptıralım mı abi?

Chain Reaction

23 Aralık 2008 Salı
Öyle Muhalefete Böyle Arıtman

Ya Gül'e ne demeli? Arıtman'a cevabı "benim ailem müslüman ve Türk'tür". Bu nasıl bir cevaptır? İşte şimdi soruyorum, "Ermeni olmak suç mudur da böyle bir cevap veriliyor". Sen bu ülkenin Cumhurbaşkanısın, böyle bir saçmalığa, bu ülkede yaşayan tüm insanları kucaklayacak bir cevap neden veremiyorsun?
Yeter Artık Tweety


22 Aralık 2008 Pazartesi
Senaristler ve Figüranlar
Kaybedilen maçlardan sonra ağlayanlar, benim için tipik looser olduklarından bu yanlışa düşmemek için çok dikkat ederim. Neticesinde sahada oynanan bir oyundur ve sonuç benim tuttuğum takımın lehine biterse bundan mutluluk duyarım, aksi durumda ise ne kadar üzülsem de, soranlara "altı üstü bir maçtı" derim geçerim. Tüm bunları yazdıktan sonra, hakem maçı sattı, yazıklar olsun falan dersem tükürdüğümü yalamış olurum o yüzden bunlara değinmeyeceğim sadece olaya farklı bir pencereden bakmaya çalışacağım.Dün gece ki GS-BJK maçının tartışmalı pozisyonları nelerdi?
1. Servet'in golü; evet b.şehir maçında nobre'nin benzer golü sayılmamıştı ama bu tamamen hakemin takdiridir, dolayısıyla itiraz etmek yersiz.
2. Arda'ya yapılan penaltı; karar %100 doğru
3. Lincoln'e yapılan penaltı; şahsi fikrim pozisyonun penaltıyla yakından uzaktan alakası yok
4. Delgado'ya verilen 2. sarı kart; Maçın sonunda Delgado'ya sordular ne dedin ve nece söyledin diye. Hepmizin tahimn ettiği gibi adam; Bana kaç defa faul yapıyorlar ses çıkarmıyorsun, ben bir defa yapınca sarı kart gösteriyorsun dedim ve bunu ingilizce söyledim" dedi. Yukarıda ki fotoğrafı özellikle koydum. Dikkat ederseniz maçın hakeminin formasının göğüsünde nal büyüklüğünde FİFA kokartı var. FİFA kokartına sahip olabilmek için ingilizce bilme şartı aranıyor. Dolayısıyla bu durumda ya Cüneyt Çakır'a bu kokart hak etmediği halde verilmiş, ya da Cüneyt Çakır, efendiliğini taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği Delgado'yu maç henüz kopmamışken bilerek haksız yere atmış.
Burada benim itiraz ettiğim Beşiktaş'ın kaybettiği puan değil. Doğruya doğru, geçmişte Beşiktaş'ta bir çok kere haksız kararlar neticesinde puanlar aldı. İtirazım ligin sonucunun sahada değil, masa başında belirlenmesi. Sezon başından beri fırtına gibi esen Trabzon'a bakın, 3 hafta üst üste hakem hatalarıyla puan kaybettiler, Beşiktaş öyle, yarın Sivas'a da kıyılacak, bugün bunları dile getirenlere gülüp geçen Fenerbahçe ve Galatasaray'a da ileri ki sezonlarda kıyılacak. Çünkü bu ülkede futbol içinde bir çok illegal unsur barındırıyor ve bu hatalardan birileri fena halde nemalanıyor. Sırf bahis olarak düşünmeyin bunu, mesela başarısız bir takımın değiştirdiği teknik direktörlerden, aldığı oyunculardan alınan komisyonları düşünün, yıllık 1 milyar doların döndüğü bir ekonomiden bahsediyoruz. Bunların önü kesilmediği, şeffaflığın oluşmadığı sürece, insanların ağzına bir parmak bal çalınıp, yazılan senaryolar oynanmaya devam edilecek ve bu futbolu gerçekten yok olma noktsına gelecek, çünkü futbol insanların kendilerini ifade ettiklerine inandıkları takımların sahadaki mücadelesinden kişisel pay çıkartarak popüler hale getirdikleri bir oyun. Sahadaki mücadelenin dışına çıkıldığı an oyunu popüler hale bu ruhu öldürmüş oluyorsunuz.
Küçükken sonunu bilmemize rağmen izlediğimiz film , mutssuz sonla bittiğinde hüzünlenir ağlardık.O zaman annemiz ya da babamız yanımıza "ağlama oğlum bu sadece bir filmdi gerçek değildi" derdi... Buradaki tek fark bizi bu şekilde teselli edecek biri olmaması... halbuki tam da bu söz durumu net olarak anlatabilecekken.
20 Aralık 2008 Cumartesi
Meğer ip çoktan çekilmiş

Hep kendime şu soruyu sorar dururdum, hakkında bin türlü yolsuzluk iddaları olan biri Türkiye'nin başkentinde 15 yıl belediye başkanlığı yaparken, nasıl olur da yargılanmaz, medya bu iddaları nasıl gündeme getirmez diye. Bugün ortaya çıkan fatura olayı ile bu sorularıma cevap buldum, o da şu İ.Melih Gökçeğin ipi en az 2 yıl öncesinden Erdoğan tarafından çekildi ancak uygun ortamın oluşması beklendi. 17 Aralık 2008 Çarşamba
16 Aralık 2008 Salı
Yurt dışındaki Ermeniler
Peki ben ve benim gibi bu ülkede yaşayan bir çok kişi böyleyken yurtdışında yaşayan ermenilerde Türklere ne gözle bakıyor? Sadece yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum.
Sene 2000, Maryland'den New York'a giderken otobüste yanıma bir hintli oturuyor. İki hoş beşten sonra bana ermeni meselesini açıyor. Çocuğun bana sorduğu sorulardan, olaylarla ilgili baya bir bilgisi olduğunu gördüm. Bildiklerini nereden öğrendiğimi sorduğumda yakın bir arkadaşının bir ermeni olduğunu söyledi. Sonra bana, benim gibi bir Türkle tanıştığına çok şaşırdığını, zira arkadaşının bahsettiği Türklerin tam bir cani olduğunu anlattı(burada dikkat; amerikada türkler, avrupadaki gibi kötü üne sahip değildir). Hatta bir keresinde ermeni arkadaşının ailesiyle gittikleri bir restorantta, yemekleri getiren garsonun Türk olduğunu öğrendikten sonra hiçbirşeye dokunmadan mekanı terkettiklerini neden olarakta ermeni arkadaşının babasının(adam tıp doktoru, öyle cahil cüheyla takımından değil), "o pis türk yemeğimize kesin zehirli bir şeyler atmıştır" dediğini söyledi. Ona bunun tek bir kişi mi olduğunu yoksa tanıdığı diğer ermenilerin de aynı şekilde düşünüp düşünmediğini sordum. Bana cevabı şu oldu; okuduğum okuldaki(çocuk Gergetown'da okuyordu) ermenilerin hepsi sizler için bu şekilde düşünüyor.
Ben işte bu yüzden ülkenin bir kısım aydınına kızıyorum. Onlar da diasporanın bize bakışının farkında, özür dilemenin sorunları çözmeyeceğini, sadece ilerde bu özür olayını diasporanın T.C. ye karşı elinde koz olarak tutacağını biliyor ve yine de "lades" diyor.
Artin Penik'ten kimler özür dileyecek?

15 Aralık 2008 Pazartesi
Özür dilemek...
Eğer mesele geçmişle yüzleşmekse; bilinmeli ki hiçbir aklı başında Türk 90 yıl önce yaşananlarla gurur duymaz. Çünkü karşılıklı büyük acılar yaşanmıştır, katliamlar yapılmıştır. Keşke olmasa deme imkanımız vardır ama olanı değiştirme şansımız yoktur, Marx'ın da dediği gibi "tarihte olan her şey öyle olması gerektiği için ve başka türlü olamayacağı için olmuştur", insanlık tarihine geçmişte olduğu gibi bugün de kara lekeler sürülmektedir, yarın da sürülecektir. Ama bu yaşanan acılar üzerinden rant sağlamak, büyük hesaplar içerisinde bu ülkenin çıkarlarına ambargo koymak, yaratacağı sonuçlar bakımından geçmişte yapılan hatalardan daha az yıkıcı olmayacaktır.
Yorumlu

Gençlik yedi harfin bir araya gelip de oluşturabileceği belki de en anlamlı kelimedir(doğrudur nitekim "altgeçit" "üst geçit", "kömür", "plastik top" 7 harften oluşmaz ama bir dakika 7 harfli çok anlamlı bir kelime buldum, hani baban sanat için söylemişti zamanında, tü-kü-rük).Gençlik aşk demektir(neye karşı? kime karşı? bu aşk cinsellik içerir mi? eğer öyleyse bu AKP'nin muhafazakar çizgisiyle çatışır mı?), gençlik sevda demektir(sevda-aşk bu olaylara fazla girilmiş gibi geldi bana. sen de var bir sıkıntı ama dur bakalım), gençlik adeta damarlarındaki kanın kaynamasını hissedebileceğiniz önemli bir zaman diliminin temsilcisidir.(haaa şimdi yukarı da demek istediklerini anladım, yalnız o kanın kaynaması olarak zannettiğin olay testislerin aşırı testesteron salgılamasındandır ve gençlik değil ergenlik döneminde gerçekleşen bir olgudur, tabi bu süreç olması gerekenden uzun sürdüğü takdirde halk arasında "abazanlık" olarak tabir edilen evreye geçilmiş olur) Gençlik tazelik demektir(aynı mantıkla yaşlılık çürüklük müdür? Bu durumda siyaset yapan AKP'li amcalarına ayıp olmaz mı?), örneğin elmayı ağaçtan kopardığınız andaki lezzeti ne kadar iyi ise yaşanan o süreçte o kadar lezzetlidir(elmada kütür kütürmüş abi valla, bir de şeftali vardır sulu sulu) . Gençlik korkusuzluk demektir sanki bütün dünya üzerine gelse yinede onu devirmek için kendinde sonsuz gücü hissettiğin andır(aman yavaş devir kam.. pardon dünyayı Osman'ım yiğidim). Ülkenin umudur gençlik(herhalde burası umududur olacaktı ama zarar yok zira o kadarcık kusur belediye başkanı oğlunda da olur).Türk gençliği Ay yıldızlı bayrağımızı hiç bırakmadan, göklerde dalgalanması için canını hiç düşünmeden verendir(Kimileri bizler gibi G.Doğuda yapar askerliğini, kimileri de batı da sahile yakın yerlerde.Bu arada ay a sını büyük harfle yazarak milliyetçi duygulara kırptığın göz dikkatten kaçmadı). Türk gençliği kalbinin üzerinde ay yıldız mührünü taşıyandır(Belinde samuray kılıcı da taşıyabilir mi, hatta bunu savunmasız insanlara saldırmak için de kullanabilir mi Osman? Bir de demin büyük harfle yazdığın ay yıldızı, burada küçük harfle yazmışsın, canın saolsun). Bugüne kadar gençlik birilerinin elinde kullanılıp atılan bir eşya muamelesi görmüştür (O kadar övdün gençleri, şimdi de mal muamelesi yapıyorsun yakıştı mı sana Osman?) .İhtiyaç duyulunca tutunulan, işi bitince kırılan bir dal misali kullanılmıştır (Valla seni bilemem ama şahsım adıma konuşmam gerekirse bugüne kadar kimse dalımdan tutup kırmayı başaramamıştır) buna dur demek istiyoruz(ben de, "dur"un ulan kimse kırmasın Osman'ın dalını!). İstiyoruz ki gençler söz sahibi olsun, kimileri siyasette, kimileri özel sektörde en üst makamlarda bulunsunlar(tutan mı var koyarsın adaylığını halk beğenirse seçer seni, sahi özel sektör dersen zaten işe girmek için genç olmak şart ama sen ille de üst düzey makam istiyorsan belediyenin bir şirketi senin için uygun olmaz mıydı?) .Bizler bu söylediklerimizi hiçbir zaman imkansız olarak görmedik(ben de diyorum ya koy bağımsız adaylığını Ufuk Uras ağabeyini örnek al). Sadece zamana ihtiyacımızın olduğunu(e zaman geçtikçe yaşlanmıyor musun, tazeliğini kaybetmiyor musun? bu ne yaman çelişki bre Osman?) ve çok çalışmamız gerektiğinin farkındayız( Allah kolaylık versin). Gençler enerjilerini doğru yerlere kanalize edebilirlerse inanın ki bu ülkede hiç kimse gençleri kötü yönlere çekmekte başarılı olamayacaktır (Ah bir de baban şu bent deresi genelevini kapatabilseydi, o kötü yönlerden biri eksik olurdu, ama enerjiyi kanalize etme noktasında sorun yaşanabilirdi malum arz fazlası oluşma ihtimali falan).Bizler unutulan gençliğin umudu olmak için mücadele veriyoruz (Yaşa!). Sizlerinde bu mücadelede olmanızı canı gönülden arzu ediyorum(Yok kardeş biz almayalım).Unutmayınız ki (neyi?)
“ BU GENÇLİK TARİH YAZACAK ” (HEEEEEYT! Tutmayın küçük enişteyi!)
3 Aralık 2008 Çarşamba
Kimliğinizi görebilir miyim?
İstanbul'da son yaşanan, polis kılığındaki eşkiyaların pavyon basarak içeride çalışan bir kadını saçlarından sürükleyerek kaçırıp, tecavüze etmesinden sonra, İstanbul emniyet müdürü Celalettin Cerrah'tan açıklama geldi "Polise kimlik sorun". Şehrin göbeğinde polis kılığında insanların dolaşmasını polisin nasıl engelleyemediğini madem sayın emniyet müdürü geçiyor, ben de geçiyorum. Peki sayın müdür, polis neden kendiliğinden kimlik göstermiyor? Bunu ben bizzat yaşadım, 2002 yılında gece vakti boş bir sokakta arabamda kız arkadaşımla otururken, biri cama vurdu, dönüp baktığımda, sakallı bir adam gördüm, heyecanla kontağı çalıştırıp gaza basıp kaçacaktım ki, sakallı adam silahını kafama doğrultmuş. Korkudan altıma edecek halde "Ne yapıyorsun" dediğim de, "polis, kontağı kapa" dedi. Biri kafana silah dayamışken insanın aklına gelir mi kimlik sormak, meğer arabada iki genç olması silahla durdurma sebebi olabilirmiş. Biraz gerçekçi olalım, bu ülkede kaç kişi polise kimlik sorma cesareti gösterebilir? Diyelim gösterildi, kaçı cevap olarak "buyrun kimliğim" cevabını alır, kaçına "kimlik mi,sen gel bakalım şöyle" denir. Kişisel olarak şunu söyleyeyim,o yaşadığım olaydan sonra, eğer emniyet teşkilatında üst düzey tanıdığım yoksa sormam, paşa paşa ne isterlerse yaparım, çünkü aksi durumda başıma ne geleceğini bilemem ve ben bu korkuyla hareket ediyorsam, bunun sorumlusu benim korkaklığım değil, "polis" imajını yerlerde sürünmesini engelleyemen, polise doğru dürüst eğitim vermyen sizlersiniz.2 Aralık 2008 Salı
Salaklar Sofrası

Aisha

1 Aralık 2008 Pazartesi
Tüy de ister misin Habertürk?

6 milyon yeni seçmen ve Tarhan Erdem

ABD'de dahi sonuçların kesinleşmesi 3 günden fazla süre alırken, ülkemizde 6 saatten az bir sürede seçim sonuçları kesinleşmişti. 40 milyona yakın oyu saymak bu kadar kolay mıydı? Öyle ya tek bir sandıktaki oyları sayıp toplamak bile bir saate yakın zaman almaktaydı. Peki niye Yunanistan bir önceki seçimler öncesi Türkiye'de oy sayımını bilgisayar ortamına aktaran şirketle olan anlaşmasını tek taraflı fesh etmişti? Tüm bunlar tesadüf müydü? O gün AKP %35-38 arası bir oy almış ve diğer iki partinin oyları biraz daha yüksek olsaydı, bugün ki meclis çok farklı bir sayısal yapıya sahip olacaktı, bu unutulmamalı.
Not; Koroğlu'nun hukuk mücadelesi devam etmekte, dosya şu an Danıştay'da.
29 Kasım 2008 Cumartesi
27 Kasım 2008 Perşembe
Sol ve din

CHP'nin türbanlı ve çarşaflı kesime yönelik açılımı büyük bir tartışma yarattı. Şahsi fikrim, önümüzdeki seçim CHP'nin oyu artsa dahi bunun türbanlı kesime açılan kucak nedeniyle olmayacağı yönünde. Bunun en büyük sebebi, muhafazakar kesimin CHP'den önce kendilerini ifade edebilecekleri dört partinin olması(AKP,MHP,DP,BBP) Bugün solun yükselişte olduğu, hatta zirve yaptığı latin amerika ülkelerine baktığımızda, solun kiliseyle olan ilişkilerini sıkı tuttuğunu görmek mümkün. Yalnız orada dinin algılanışının toplumun bütün katmanlarında neredeyse aynı olduğundan insanların hayatı üzerindeki etkilerinin, burada ki gibi çatışmaya yol açmadığını da unutmamak lazım. Dolayısıyla latin amerika'daki solun işi bizdeki sol partilerden daha kolay. Ülkemizde olayın bir de tarikat yönü var. Her ne kadar gerici, şeriatçı vs. olarak nitelendirilse nitelendirilsin, tarikatların toplum üzerindeki etkilerini tartışmak anlamsız. Hele ki günümüz yaşam koşullarında özellikle alt gelir gurupları için artık bir sosyalleşme aracı haline gelmişlerse. Bu gerçeği görmezden gelerek siyaset yapmakla bir sonuca ulaşılamayacağı açık. Öte yandan tanzimat fermanından beri yüzünü batı uygarlığına dönmüş ve bunu ağır aksak yapmaya çalışsa da halkı müslüman olan ülkeler arasında en çok başarabilmiş ülkemizin aynı yönde devam etmesini isteyen siyasetçilerinin, bu ilerlemeyi tarikatlara yönelik siyasetle gerçekleştirebilmesi gerçekten ustalık isteyen bir iş. Ama CHP'nin bunu fazla kafaya takmasına gerek yok, ne de olsa kendileri sol bir parti olmadığı için bıraksınlar bu siyasetin nasıl yürütüleceğini ÖDP, SHP, EMEP, Komünist Parti gibiler düşünsün.
26 Kasım 2008 Çarşamba
Liderlik

Kim ne derse desin Osman Pamukoğlu, bu ülke için canı pahasına savaşmış kahramanlardan biridir. 90'lı yıllarda G.Doğu'da bulunmuş herhangi bir askerle konuşun, size Osman Pamukoğlu'nun nasıl bir efsane olduğunu anlatacaktır. Bu ülke kendisine ve onun yönetimindeki askerlere çok şey borçludur.
Osman Pamukoğlu, özellikle "kan uykusu" belgeseli sonrası artan popülerliğini, siyasette değerlendirme kararı aldı. Ülkedeki mevcut siyasi yapıdan memnun olmayan Pamukoğlu, Hak ve Eşitlik Partisini kurdu. Osman Pamukoğlu ile ilgili olumlu görüşlerimden sonra eleştirmek istediğim konular da bununla ilgili. Esasında mesele Pamukoğlu'nun parti kurması değil, mesele ülkedeki siyasetin yürütülme ve algılanış biçimi. Maalesef doğu toplumlarına özgü, fikirden ziyade lider portresinin öne çıktığı bir ülkede yaşadığımızdan, toplumda sivrilen isimler hemen yeni bir oluşumun önderliğine soyunuyorlar. Batı toplumlarında ise durum tam tersi, bir partinin lideri olabilmek için o oluşum içinde yıllarca çalışmak ve sorunlara karşı üretilen çözümler sırasında öne çıkmak gerekiyor, pop kültürü bazında bir popülerlik geçer akçe değil. Tony Blair İşçi Partisi başkanı olmadan önce dış dünyada tanınıyor muydu? Ya da gelecek seçimlerde Başbakan olmasına kesin gözle bakılan Muhafazakar Parti lideri David Cameroon'un adını "popülerlik" bağlamında kaç kişi biliyor? Bunu iki tane kadın programına çıkıp, oradan aldığı gazla parti kuran Yaşar Nuri hoca gibiler yapınca komik oluyor da, demin de dediğim gibi, ülkeye gerçekten kendini adamış kişiler yaptığında insan üzülüyor. Sakın yanlış anlaşılmasın itiraz ettiğim konu, Pamukoğlu gibilerin aktif siyasetten uzak durmaları değil, kendilerini bir kurtarıcı figür olarak topluma sunmaları. Pamukoğlu'nun parti başkanı olduktan sonra çıktığı tv programlarına bakın, üzerinde durduğu tek konu terörün sona erdirilmesi ve idam cezasının geri getirilmesi. Elbette bu biraz da ülkenin gündeminin bir numaralı maddesinin bu olması ve kendisine yöneltilen soruların bu eksende sorulması, ve yine kendisi bir şekilde başa geçerse terörle silahlı mücadele konusunda başaralı olabilir, ama Türkiye'nin tek sorunu terör müdür? Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, dış ilişkiler, diyanet vs... gibi konuları Pamukoğlu tek başına halledebilir mi? Bu gibi konuları hiç bir lider tek başına halledemez, onun için de bir ekip kurar, ama Pamukoğlu'na ve partisine baktığımız zaman tek gördüğümüz bir tek adam portresi. Benim düşüncem, Pamukoğlu gibi değerli isimlerin uzmanlıklarından, ülkede köklü siyasi partilerin içinde faydalanılması. Bu sayede uzmanlık alanında maksimum verim alınacağı gibi, uzmanlık dışı alanlardaki başarısızlığın önüne geçilir.Yunanistan'ın ünlü sanatçısı Theodorakis'in kültür bakanı, Colin Powell'ın dışişleri bakanı olması gibi, Osman Pamukoğlu'da kendine yakın bulduğu siyasi hareketin içerisinde yer alıp, o parti iktidara geldiğinde içişleri bakanı olabilir. Buna karşın Osman Pamukoğlu, "başka partilerde elimi kolumu bağlarlar o yüzden parti kuruyorum" diyorsa, o zaman zaten iş işten geçmiştir, zira bu durumda kendi eli kolu da o farketmese de bağlı olacaktır.
25 Kasım 2008 Salı
Ralph Nader
" Amerika'daki aklıbaşında insan sayısı onun aldığı oy kadardır" der bazıları Nader için. Siyasetçi olarak çok farklı bir profil çizmektedir. Hiçbir başkan adayının söylemeye cesaret edemediği şeyleri söyler. Büyük şirketlerin bağışlarını kabul etmez, dahası tüketiciler lehine bir çok dava kazanmıştır.İsrail-Filistin sorununda, Filistinliler'in haklarını, mantık sınırları çerçevesinde, radikallikten uzak bir biçimde savunur(demek istediğim yahudi düşmanı değildir). Buna karşın, zamanında(92 ve 96 seçimleri) Ross Perot denilen Texas'lı çılgın başkan adayını dahi seçim münazaralarına, Cumhuriyetçi ve Demokrat adaylarla birlikte çağıran tv kuruluşları sözkonusu Nader olunca ona sıkı bir sansür uygulamışlardır, öyle ki buna isyan eden Nader, canlı yayın sırasında münazarının yapıldığı salona girmeye çalışmış, kendisini içeri almayan görevlilerle tartışınca zorla dışarı çıkartılmıştı. 2000 yılında kendisine""başkan olursanız ilk ne yapacaksınız?" diye sorulduğunda, yanıtı "ilk olarak yolcu uçaklarındaki koltuk aralıklarının genişletilmesini sağlayacağım. Biliyorum bu varolan diğer sorunların yanında önemsiz gibi gözükebilir ama aynı zamanda çözülmesi de en kolay sorunlardan biri. Boy ortalaması erkeklerde 1,80 kadınlarda ise 1,65'in üzerinde olan bir toplumda ticari taşımacılık yapan şirketlerin tüketicilerin anatomik yapılarına uygun hizmet vermesi gerekir" olmuştu. Böyle laflar eden adamı elbette münazaralara çıkarmazlar, milyarlarca dolarlık şirketlerin kahvaltı menüsünden bir adet zeytin eksilterek 40 bin dolarlık maliyet düşürmekle övündüğü ekonomiden bahsediyoruz. Yine de tüm kısıtlamalara karşın; dürüstlüğü, mütevaziliği, inandığı doğruları cesurca savunabilmesi sonucu, 2000 yılında ülkede hatırı sayılır bir popülarite kazanan Nader, Yeşiller Partisi adayı olarak girdiği seçimlerde oyların %2.74ünü alma başarısını göstermişti, ama bu Cumhuriyetçilere (George W.Bush) seçimi kazandırmıştı, çünkü Nader'a oy verenlerin çoğunuğu demokrat seçmenlerdi.Nietzche'nin söylediği rivayet edilen, pragmatizmin sloganı "cehenneme giden yol iyiniyet taşlarıyla döşelidir" sözü bazen ne kadar acı bir şekilde çıkıyor insanın karşısına...
hayal gücü
zaman zaman

Kurtar Duruşu

Kurtar, düzenlediği basın toplantısında, maçın ardından özellikle ulusal basında, ''Tello ve Delgado kötüydü'' yönünde çıkan haberlere içerlediğini, kimsenin konuya Bursaspor'un orta alanda iyi oynadığına dair bakmadığını söyledi. Beşiktaş'ın ilk yarıda etkili görünmesine karşın maç boyunca net bir gol pozisyonunun bulunmadığını dile getiren Kurtar, ''Aksine bizim daha tehlikeli pozisyonlarımız vardı. Medya, olaya Beşiktaş penceresinden baktı. Delgado ve Tello'nun kötülüğünden bahsediliyor. Demek ki bizim orta sahamız iyi iş yapmış. Yusuf'u forvete verdik, Melo'yu orta sahaya çektik. Bu sayede Beşiktaş'ın orta kısmını kilitledik'' diye konuştu. ''Beşiktaş'a karşı 'Kurtar Duruşu' yaptık. Bu dünyada hiçbir takımın uygulamadığı bir taktik'' diyen Kurtar, şöyle devam etti: ''Duran toplarla bir şeyler yapmaya çalıştılar, kontrataklarla gelmeye çalıştılar. Biz de bunlara karşı önlemlerimizi almıştık. 'Kurtar duruşu' yapıyoruz biz, daha önce söylemiştim. Dünyada hiçbir takımın yapmadığı taktik. Bu yüzden fazla üzerimize gelemediler. Önemli olan gol yememek.
24 Kasım 2008 Pazartesi
What if...

Sorun...

Gökçek'ten George W. taktikleri
Ankaralı'nın cinsel hayatı ile ilgili pek çok projesi olan ancak maalesef karşılaştığı engeller dolayısıyla bunları hayata geçiremeyen(bknız bent deresi genelevinin kapatılması) İ.Melih Gökçek seçimlere az bir zaman kala eşcinsel evliliğe kafayı takmış vaziyette. Ülkemizde zaten mümkün olmayan eşcinsel evliliği "rezalet" olarak niteleyen Gökçek konuşmasında, CHP'nin eşcinsel evliliğe bakışının dinsel özgürlüklere olan bakışı kadar sert olmadığını ima etmekte. Halkın hassas olduğu konular üzerinde populizm yapmaya devam eden Gökçek, Karayalçın'ı yine PKK ile ilişkilendirmekte (PKK ile kendisine buradan verdiğim cevap halen geçerlidir). Gökçeğin bu ucuz taktikleri bana 2004 yılında ki Amerikan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin halka oynadıkları ucuz oyunu hatırlattı. Seçimlerin son haftasında demokrat aday Kerry'nin Bush'la başabaş gittiğini gören Cumhuriyetçiler, özellikle muhafazakar eyaletlerde, Bush tekrar başkan seçilirse eşcinsel evliliği kesinlikle onaylamayacağını söylediler. İşin komik yanı Amerika'da eşcinsel evlilik zaten yasal değil, sadece San Francisco gibi bazı şehirlerde, belediye başkanının eyalet yasasındaki boşulukları kullanarak verdiği izinle serbest.Dahası Kerry'nin de eşcinsel evliliklerin yasal hale gelmesi ile ilgili bir vaadi yoktu. Buna rağmen Cumhuriyetçiler, muhafazakar eyaletlerdeki "Johnny Sixpack"'leri eşcinsel evlilik oyunuyla kendilerine çekerek seçimi kazanmayı başarmışlardı. Umarım, Ankara'nın muhafazakar kesimi Gökçeğ'in PKK ve eşcinsellik oyununu yutmaz. Çünkü ne PKK Ankara'yı ele geçirebilir, ne de eşcinsel evlilik, ama arsenikli su kanser yapar.22 Kasım 2008 Cumartesi
Altyapıdan takibin önemi

Soul Stuff
İşime dokunma tamam da...

Allah ne verdiyse Türkiye!

Doğalgaz zammı
Son bir yılda doğalgaza yapılan zam %80 i geçti. Elektrikteki artış da buna yakın.Peki bunun sebebi sadece dış etkenler mi, ya da İ.Melih Gökçeğin Botaş'a olan borcu mu? Gökçeğe olan en "kalbi" duygularımı aşağıda yazdım, gerçekten isterdim ki bu borç onun yüzünden olsun ki, seçimde ona oy kaybettirsin, ama malesef zammın nedeni bunlar değil. Zammın nedeni, artık ülkenin dış borçlarının faizini dahi ödeyememesi. Osmanlı tarihine bakın, borç ödenmediğinde toprak kaybedilmiştir. Doğal gaz zammı en azından borçların faizinin ödenmesi için gerekliydi, katlanmak şart, ama nereye kadar? Dahası ekonomi iyiye gidiyor yalan ve yüzsüzlüğü nereye kadar?
Hypocrisy
"i don't see why we need to stand by and watch a country go communist due to the irresponsibility of its people. The issues are much too important for the Chilean voters to be left to decide for themselves." Henry Kissenger, Şili'de demokratik seçimle iktidara gelen Salvador Alende'nin, Augusto Pinochet darbesi sonucu öldürülmesinin ardından söyledikleri.
"Hayır" kurumu
21 Kasım 2008 Cuma
YOKUM!

NUTS!
Tüm "şokella" sınıfı içerisinde nutellanın yeri herkes için ayrıdır. Sevmeyenini bugüne dek görmedim. Şu anda 350 gramlık kavanozun satış fiyatı 5YTL civarında. Bilindiği üzere bu tip ürünlerin olmazsa olmaz malzemesi fındık (ambalajda dahi vurgulanır). 350 gramlık Nutellanın %13 ü fındık içermekte bu da 44 grama tekabül ediyor. Dünya fındığının %75 i Türkiye'de üretilmekte, buna karşın bu ürünün asıl değerli haline gelmesi için gerekli işleme tesisi ülkemizde mevcut değil. Bunun üzerine bir de tüy diker gibi hükümet fındık üreticisine öngördüğü fiyat kiloda 4YTL. Devlet aldığı fındığı ham vaziyette yurt dışına ihraç ediyor.(zaten fındık borsası Hamburg'da) Basit bir hesapla içinde 120 gram işlenmiş fındığın bulunduğu nutella 15 YTL ise Nutella üreticisinin 1 kilo işlenmiş fındığa ödediği fiyat 30-40 YTL civarında. Fark bu kadar barizken, hükümet politikaları üreticiyi fındık ağaçlarını sökerek sahibi olduğu arsaları inşaata açmaya zorluyor. Biz de bunlar olurken, Portekizde çiftçi hükümet desteğiyle fındık ağacı aşılıyor. Hadi hükümet olarak yeni KİTler istemiyorsun, peki sana en yakın gruplardan olan çikolata devi Ülker'i neden zorlamıyorsun bir fındık işleme tesisi kurmaları için? Adamlar Godiva'yı alabiliyorlar, işleme tesisi mi kuramayacaklar? Sanırım fındığı sadece "aganigi naganigi" olarak algılayan zihniyetten çok şey bekliyorum...20 Kasım 2008 Perşembe
Pleasantville
Kurtlar Vadisi Pussy
Kadiri tarikatının hükümete yanaşmasıyla, vadide esen rüzgar bir anda tersine döndü. Pana Film Kurtlar vadisi Irak'ta yerden yere vurduğu AKP'yi, yere göğe sığdıramıyor. Elbette bunu açık açık söylemiyorlar, ama, filmde verilen mesajlar net. İskender Büyük Ergenokon lideri, beyin takımında "hocam" dediği kişi Kemal Alemdaroğlu, "kumandan" ise Şener Eruygur. Geçen hafta ki bölümde öldürülen orgeneralle, rahmetli Eşref Bitlis'e de atıf yapılmış oldu. İlk yayınlandığı zamanlarda, karanlıkta kalan olaylar ve cinayetleri Soner Yalçın eşliğinde yorumlayan vadi, o zaman ki referansını kullanarak, henüz dava aşamasında olayları halka manipüle ederek anlatıyor. Maksat belli. Yemek isteyene afiyet olsun ama bizim bu yalanlara karnımız tok.
Gökçeğin PKK ile mücadelesi

Taşlar yerinden oynamaya başladı
Akşam gazetesi genel yayın yönetmenliğine İsmail Küçükkaya'nın getirilmesiyle, çoktandır beklenen olay, artık gerçekleşecek gibi görünüyor. Fatih Altaylı'nın, Turgay Ciner'in çıkaracağı gazetenin başına geçeceği sır değildi. Bu gelişmeden sonra, diğer transferler de şekillenmeye başladı. Doğan grubundan ayrıldıktan sonra, Aydın Doğan'a etmedik laf bırakmayan Turgut'un, köşe yazarlığının devamı için tek adres Ciner grubu gibi gözüküyor (tabi Fatih Altaylı gibi bir karakterle aynı çatı altında çalışmak Turgut için zor olabilir) Genel kanı, Oray Eğin'in de Turgut'u takip edeceği yönünde. Şahsi fikrim bu transferlerden en büyük zararı Akşam gazetesinin göreceği yönünde. Benim de aralarında bulunduğum bir çok kişinin Akşam'ı okuma sebebi olan Turgut ve Eğin'in kaybı, Akşam'a çok kan kaybettirir. İsmail Küçükkaya'nın daha ilk yazısında "şarabın tadından anlamam ama haberin kokusundan anlarım" şeklinde ki sözleri, bana İbrahim Tatlıses'in 80 li yıllarda çekilmiş bir filmdeki repliğini hatırlattı. Sonradan aşık olacağı kızın, çılgın parti düzenlediği villaya bir vesileyle gelen Tatlıses, onunla kıro diye dalga geçen şımarık topluluğa, "ben size bir soru sorabilir miyim?" der "sor" cevabını aldıktan sonra gençlere "ekmeğin fiyatı kaç para?" diye sorar, kimse cevap veremez, İbo da şımarık gençleri g.t etmenin verdiği haklı gururla, villayı terkeder. Anladık İsmail'ciğim "ince zevklerim yok ama çalışkanım" diyorsun da, bunu gurur vesilesi olarak açıklamak niye? Akşam okurunun gariban edebiyatına prim vereceğini mi sanıyorsun?19 Kasım 2008 Çarşamba
Satıyorum...Satıyorum...Saaaat-tım!




Resimler ilk başta alakasız görünse de, gerçek tam tersi. Yukarıda ki üç marka da kendi ülkelerinde devletin sahip olduğu markalar. Dünyaca bilinen Absolut votkaları İsveç devletinin, Hollanda'nın tüm büyük şehirlerinde varolan Casino Holland'ın sahibi de devlet. İşin daha dikkat çeken tarafı tüm dünyada olduğu gibi Hollanda'da da çok popüler olan Texas Hold'em sadece Casino Holland'da oynatılıyor, özel teşebbüslere ait kumarhanelerin krupiyeli oyun oynatma izni yok. Malum Renault'un %51 i Fransız devletinin. En altta da ülkenin varını yoğunu yabancılara babalar gibi satan lakin konu futbol olunca Eskişehir gibi belediyesine göz diktikleri illerin futbol takımlarına kamu iktisadi teşebbüsüymüş gibi kaynak aktaran Maliye bakanımız. Avrupa'lılar mı işi bilmiyor, yoksa biz mi çok akıllıyız?













