16 Mart 2009 Pazartesi

Derin Devlet Üzerine...

İçinde bulunduğumuz siyasi ortamda süregelen Ergenekon operasyonu, bu davayı hem destekleyenlerin hem de karşı çıkanların zaman gazatesinin tabiriyle yaftalanmasına neden oldu. Özetlemek gerekirse bu operasyonu alkışlayanlar; kendilerine göre demokrat, insan hakları savunucu vs. iken karşı görüşe mensuplarca vatan haini, ikinci cumhuriyetçi, şeriatçı, amerikan uşağı olarak adlandırılırken, operasyona karşı çıkanlar kendilerini vatansever, milliyetçi, Atatürkçü olarak adlandırırken bu sefer karşı görüş tarafından ulusalcı, darbeci, enverci, faşist olarak nitelendirilmekte. Bu kamplaşma dolayısıyla olay yeterince sağlıklı bir zeminde tartışılamıyor.



12 Eylül'ün bu ülkeye yapılmış en büyük kötülük olduğunu savunan ben bu blogda Ergenekon operasyonun yürütlme biçimini en sert biçimde eleştirdim. Benim ve benim gibi düşünen milyonlarca insanın ortak fikri bu operasyonun esas amacının gerçekten pis işlere bulaşmış bir kaç insanla bu ülkede mevcut iktidara muhalif aydınları bir ilişkideymiş gibi gösterilmesi ve sindirilmesi.



Ama bu toz bulutunun içerisinde kimsenin görmek ve tartışmak istemediği esas bir konu var, o da derin devlet. Bir saniye için Ergenekon operasyonunun, gerçekten iyi niyetle gerçekleştirilen ve devletin içindeki tüm illegal unsurları temizleyeceğini düşünelim. Bu temizlik sonrası ne olacak? Her şeyin hukuka uygun yürütüldüğü, uygarlık seviyesinin en üst düzeyde olduğu bir ülkede mi yaşayacağız?



Hukuk insanların yarattığı ilişkiler ve kurallar bütünüdür. İnsan eliyle yaratılan her unsurun içinde hata olacaktır. Yani her türlü unsurun dahi kurallarla şekillendirilmesi ve düzene oturtulması, Newton yasasına göre ağaçtaki elmanın düşmesi kadar kat'i sonuçlar vermesini mümkün kılmaz. Ki bu bile esas mesele değildir.



Esas mesele şudur; Kanunlar bir insana içerisinde bulunduğu olağanüstü koşullar altında kanun ve hatta hukuk dışına çıkma iznini vermiştir. Mesela çok şiddetli fırtınaya yakalanan biri, sığınmak için kapısını kırarak bir eve girdi diye meskene tecavüzden ceza almaz, yeter ki bunu ispatlasın. Peki bu düzence insana tanınan söz konusu hak, devletlere tanınmış mıdır?



Yani bir devlet içerisinde buluunduğu olağanüstü şartlar ve hatta ulusal çıkarları nedeniyle hukukun dışına çıkması durumunda, uluslararası hukuk önünde bu durumu nasıl izah edecektir. Diyelim bu ortam sağlandı, her ülkenin kendine özgü şartları, çıkar ilişkileri var olduğundan ve neredeyse herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir dönemde, hukuk dışına çıkan ülkenin savunduğu tez nasıl adil bir ortamda tartışılabilecektir? Mesela zamanında neredeyse hergün bir diplomatımızı şehit eden ve Orly bombalamasına dek Avrupa ülkelerinin kıllarını kıpırdatmadığı ASALA üyelerinin yargılanmasını mı beklemek doğru olandı, yoksa bizzat harekete mi geçmek? Adamları birer birer öldürdükten sonra "n'apalım siz durdurmayınca biz durdurduk" diye bir savunma uluslararası hukukta kabul görebilir miydi? Ya da diyelim günümüzde çok önemli bir enerji anlaşması sözkonusu, öyle ki bu anlaşma sayesinde ülkedeki halk enerjiye çok ucuza ulaşacak. Bu yolla zincirleme reaksiyon halinde ülkede ki suç oranı düşecek, eğitime, sağlığa daha çok kaynak aktarılabilecek. Ama bu anlaşmayı engellemeye çalışan bazı guruplar söz konusu. Bunlarla mücadelede hukuk yolu(varsa elbette) tüketildiğinde ne yapılacak?



İşte bu yüzden "derin devlet" kavramı, legal devletlerin hukuk dışına çıkmak için kullandıkları bir araçtır ve ne kadar insan hakları, demokrasi vs. ye dahi aykırı olursa olsun en azından günümüz sistemi içerisinde en uygar devlette dahi var olacaktır. İstediğiniz kadar politik doğruculuğa aykırı bulun ama toplumun hayati çıkarı önünde bireyin haklarının savunabilirliği ütopik bir kavramdır, bunun batı dünyasında var olduğu da göz boyamaca ve aldatmacadır. Zamanında g.doğuda uygulandığı öne sürülen gayri nizamı harbin eğitimi batılı devletlerce verilmemiş midir? (O zaman ki cuntanın yaptığı, işkencelerin, yargısız infazların ve sürdürdüğü politikların bugün yaşananlardaki payı inkar edilemez)



Tabi tüm bunlardan bahsettikten sonra, bu ülkede süre gelmiş çarpık derin devlet anlayışını tasvip ettiğimiz sonucu çıkarılmamalıdır. Kelle başına prim aldığı için masum insanları öldüren, devletin kendine verdiği kanunun dışına çıkma yetkisini kendi çıkarına kullanarak, uyuşturucu, silah kaçakçılığından trilyonlar götüren, savaş çıkartan, aydınları katleden ve bizzat kendisi legal devletin başına bela olan şerefsizlerin üstüne en sert biçimde gidilmeli ve kökleri kazınmalıdır.



Elbette birileri çıkıp "sen kim oluyorsun da neyin bu devlet için iyi, neyin kötü olduğuna karar veriyorsun" diye sorabilir. Bu sorunun cevabı elbette bilmiyorum. Çünkü bu konuda yetişmiş biri değilim. Zaten esas mesele de bu unsuru ve oluşturanların konulara hakim, son derece eğitimli olmasında, kendi iç kanunları çerçevesinde ve tamamen devletin çıkarı için mücadele etmesinde ve en önemlisi devreye kanun önünde hiç bir şeyin yapılamayacağının kesinliği söz konusu olduğunda girmesi. "E istihbarat teşkilatı ne güne var" diyebilirsiniz. Zaten esas meselelerden biri de süregelen tartışmaların içine kurumun da dahil edilmek istenmesi ki bu çok yanlış.

Buradan tekrar "sen kanunsuzluğu savunuyorsun", "insan hakları düşmanısın" vs. diyenlere tekrar şunu söylemek istiyorum. Keşke dünya her insanın eğitim, sağlık ve sosyal ihtiyaçlarının en üst seviyede sağlandığı, savaşların, silahların, dolayısıyla orduların ve hatta bizzat devletlerin olmadığı bir yer olsaydı. Ama öyle değil. Dünyanın her yerinde savaşlar hüküm sürerken, 2 milyar insan günde 1 doların altında yaşarken, bir o kadarı içecek temiz su dahi bulamazken, en azından uluslararası hukuktan bahsetmek olanaksızdır. Ve üzerine basa basa söylüyorum bir ülkede asıl olan hukuk olmalıdır.

Son olarak, Şili'de yapılan seçimler sonucu solcu Alande'nin iktidara gelmesi üzerine yapılan kanlı darbeyi desteklediği iddiasına dönemin Amerikan dışişleri bakanı Kissenger "Bir halk komünizm istiyor diye yanıbaşımızda olanlara sessiz kalacak değildik herhalde" deme cüreti gösterebiliyorken ve uluslararası adalet divanında yargılanmazken, hukuktan bahsetmek olanaksızdır.

1 yorum:

postacı dedi ki...

Şimdi bir gazeteden aldığım haberi yansıtıyorum:

ABD'nin önde gelen Newsweek dergisi tarafından yayınlanan makalede, Ergenekon davasına dikkat çekildi .

Prestijli Newsweek dergisinin son sayısında yayınlanan “Türkiye’nin gizli güç tellalları” başlıklı makalede Ergenekon davasına vurgu yapılarak “İslamcılar, Türkiye’nin karanlık Derin Devleti’nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” savında bulunuldu.

“Herhangi başka bir Batılı toplumda bu tüm tutarsız suçlamalar, fantezi olarak geri çevrilirdi” ifadesi kullanıldı.

"DEĞİŞİM İÇİN RAKİP OLACAK GERÇEK BİR LİBERAL PARTİ GEREKİR"
“İslamcılar, bir cadı avını yürütmek için hala önceki sistemin hayaletini kullanırken şimdi güç manivelalarını çeviriyor. Derin Devlet bir zamanlar, komünistler ve İslamcıları korkutmak amacıyla işlemiş olabilir ancak bugün muhalifleri ezmek için laik, liberal ve milliyetçi Türklere karşı kullanılıyor. Türkiye’nin ilericilerinin kalpleri kırık olmalı. Siyasi modernizasyon ve AKP’nin, devleti komplo teorilerinden ve karanlık güçlerden kurtaracağını ummuşlardı ancak böyle bir değişimin gerçekleşebilmesi için ülkenin dümeninde liberal bir parti olması gerekiyordu.”